7 Ağustos 2025 Perşembe

aaa Mamalak, üstelik Soyka

Atlara gelince, yaban atlarına… Atlarda hüznümün karanlığını gördüm. Karnım ağrıdı, kör oldum.

Siz hiç yaşlandınız mı? Ben yaşlanmadım. Hiç yaşlanmadım ve saçlarıma aklar hiç düşmedi. O yüzden hep koştum, saçlarım uzadı merdiven çıkarken. Hiç beyazlamadı, hiç değişmedi, ellerimde siyah noktalar çıkmadı, bacak kaslarım erimedi, alnımın kırışıklığı doğuştan. Kaşlarımın çatıklığı efkardan. Bedenim aynı yerinde, tüylerim diken diken ve ben… hiç yaşlanmadım. Çünkü hiç yaşamadım.

Atlar, koşan dört nala uzak iklimlere… Dedemin evinde duvardaki kilimde… Bir ceylan ve bir aslan… Koşuyor hüznümle…

Ruhum çok yaşlandı. Çünkü ruhum çok yaşadı, hapşurdum, belki de hapşırdım, bilmiyorum. Ama ruhum çok yaşadı. Çok yaşlandı. Ruhumdan beklemezdim bunu. Kör oldum.

Siz hiç sabunluyken cigara yaktınız mı?
Gecenin bu saatinde...
Kim bilir kimin kalbinde...

27 Mayıs 2021 Perşembe

Bütün Yanmışlıklardan Geriye

Şimdi sen burada değilsin ya. Gözlerimden fişek gibi gençliğim ölür. Dalgalar böğrüme böğrüme çarpar. Radyoda eski bir halk türküsü ölür.

Sen burada değilsin ya. Demokrasi intihar eder. Katlim fermanım olur. Sırtımı yaslarım dağlarına. Dağların meskenim olur. Çaresiz bir eşkıya ölür.

Hain pusudur, vakit gecedir.

Tut ki kaldırım taşlarına adım yazılmıştır. Tut ki sebebim olmuş kanım damlamıştır. Adını söyleyemem. Adın ciğerime yazılmıştır. Kancık pusudur, vakit sabaha karşıdır.

Oy ben ölem ben ölem. Ciğer parem gönül yarem ben ölem. Bağlamam parmağımı kesmiştir. Oy ben ölem can ben ölem.

Bulutlardan söz etmeyi sevmem bilirsin. Kekik damlatıp gece kirpiklerime, yazgımı beklerim dağ yamaçlarında. Sen yoksun ya. Irmaklar çağlamaz. Dinginleşir kurtlar. Etraf çakallara kalır.

Issızlık fena yorar adamı. Yalnızlık inceden yutar. Yavaş ve sessiz olur ölüm. Oy gülüm gülüm. Can gülüm gülüm.

Beni al. Beni yargıla. Ellerimden ıslak bir bez parçası gibi tut, bırakma. Düşmesin yere hatıram. Düşmesin değmeden tırnaklarına.

Vakit tamam. Tütün bitmiş, bıçak bilenmiştir. Hainler birbirlerini ispiyonluyor. İhanet, çatılan kaşların emanetidir.

Vakit tamam. Gece bitmiştir. Gün ağır ağır aydınlanıyor. Silkeleniyor uyuyanlar. Yol uzun. Otomobil hazırlanıyor.

Tut ki hudut karakolu. Tut ki gümrükte nöbet değişimi. Tut ki şehir terk edilmiştir.

Göğsüm hızlı atıyor. Kekik kokuları yayıyor etrafa. İsmimi duymak an meselesi. Sen burada yoksun. Vakit tamam. Gün doğmuştur. Karakolun telefonları çınlıyor. Ciğerimi yakan bir silah sesi.

14 Mart 2021 Pazar

AZADE

Şehrin gürgen kıskacından şiirler yazdım sana. Bir uzak sayfanın seyrinde sıtma nöbetlerinden kurtulman için. Tenine ve kulağına gelen sesin sağından yürü benimle. Irmakların ve kestane çiçeklerinin yamacından uzat elini. Beni sana sevdirecek her yolu öğret. Gir alabildiğine uzanan denizlerimin çarşaf serinliğine.

Ben belki o zaman büyürüm hatırın için. Seni sevmeyi öğrenmenin heyecanıyla kaçar uykum. Sesim, şiirim alnımda bir güzellik teşkil eder. Senin alnına bir önderlik bir yol sunar çizgilerim. Yolunu kaybetme korkunda yok olur gider böylece. Hayat bize sonunu bildiğimiz yollar gösterir. Parmak ucunda o zaman belki ben beliririm.

Her türlü dertten azade, yürürüz hayalinde gölgemizin. Yaprakları yeşillenirken hayatın yeni bir şarkı bestelenir. Ey yarım asırlık okyanuslara güz giydiren bahar. Beni dünyanın kuzeyinde vakitlice bir başkaldırının ortasında bırak. Ve yolumu aşka çıkar. Ben de geçerim böylece köprüsünden hayatın. Duyarım serinliğini kuş cıvıltılarının.

25 Eylül 2020 Cuma

Fabrikanın da Yolları Var

“Sen daima o içli adamsın” dedi madam eleni, “hiç öyle yüzüne gülücük kondurdun diye neşeli göründüğünü sanma”. Trenler… rayları… yırtarak… geçti.

Paydos zili çaldığında eteklerini yokladı, sesin sihrine kapılıp eteklerinin de zili çalar mı diye… Çalmadı.

Sevdiği adamı getirdi gözlerinin önüne. Yakışıklı, boylu poslu, fabrika çıkışında onu karşılayacak kadar centilmen. Etrafına bakındı. Sevdiği adamın centilmen olmadığını anladı.

Parlement’in buğusuna telefon numarasını yazdı. Olur da biri arar, telefonu açarken “bir tanıdık arıyor galiba” diye heyecanlanabilmek için. Yalnızlık fenaydı.

“Sende kendimi görüyorum” diyordu vaktiyle genç olan yaşlı bir zat. Bu yüzden başarısız olmak zorundaydı. Çünkü yaşlı adam da başarısızdı ve onunla tek iletişim yöntemi buydu. “Sende kendimi görüyorum genç adam. Ben de senin gibi senaryo yazıp para kazanmak için yapımcılarla görüşürdüm.”

Filminin çekilmekte olduğunu söylemedi. Onunla ilişkisini kesmek istemiyordu.

Ağzında kahkahalarla dün ilan-ı aşk eden erkeği anlatıyordu fabrikadan çıkan işçilerden biri. Şöyle dedi, böyle dedi… Sırf o anki mutluluğunu tekrar yaşamak için kullanıyordu kelimeleri. Bu, onun çürüyüş biçimiydi.

“Muhakkak bir delilik yapmalı” diye bağırıyordu bir başka ses. Erkekti. Bıyıkları üst dudağının üzerindeydi. “İnsiyaki hareket etmeli” diyordu “ama nasıl?” Diğerleri cevap vermedi.

Parlementin son cefasını da çektikten sonra sefa sürmek üzere adımını yola uzattı. Tam bu sırada karşıdan gelen yakışıklı bir adamla bakıştı. Yüreği ve ciğeri pare pare oldu. “af edersiniz” diye söze başlayacak, “siz de bana ilk görüşte bir şey hissettiniz mi? Bir şey, ne olduğunu anlayamadığım bir şey.”

“Evet bayan hissettim, domatesin kabuğunun menemen yerken ağıza gelmesi gibi bir şey değil mi?” diye karşılık alırsa mahvolacaktı. Adımını attı, bekledi. O beklerken belki yakışıklı adam gelip bir şey söylerdi. Gelmedi.

Fabrika işçilerinden birisi olanca sesiyle haykırdı:

“Seni seviyorum Süheyla. Bu fabrikadan bir devri kapatarak çıkıyorum. Cesaret! Aşka kara yazı yazılmaz Süheyla. Adının ilk harfinin kıvrımlarına nakşettim aşkımı. Bütün klasik eserleri okudum. Modernizmi aştım. Postmodernizmde yapısökümle geldim sana. Süheyla. Boş verelim fabrikaya. Bir defter bir kalem alalım, şiir yazalım. Adımıza özel, akrostiş. E mi Süheyla. He mi Süheyla?”

Süheyla’nın cevabını duymak için bekledi. Süheyla “he” demedi. “Biraz düşüneyim” dedi. “Birkaç gün müsaade et” dedi. Süheyla’dan şair olamayacağını anladı. Hayatlarından birkaç gün eksildi. Eksik birkaç gün yaşadılar ya da birkaç gün eksik yaşadılar aşklarını. Sonradan duydu, evlenmişler. Nikahta keramet varmış. Mutluymuşlar.

“Hayal aleminde yaşıyorsun, uyan deli kızım uyan” dedi annesi.

“Yok anne” diye karşılık verdi. “Dalmışım da. Gözüme bir şey kaçmış. Şey… Ne olduğunu anlayamadığım bir şey.”

 

Trinaynaynam!

Sokaklarda yalnız yürünmüyor abi! Köşe başları yalnız dönülmüyor. Hep onu saklıyorum içimde. Onunla geziyorum gezegeni. Pozitif enerji diye evrene onu gönderiyorum. Martılar bu duruma anlam veremiyorlar.

 

Ben aslında delikanlı adamım abi. Nükleer denemeler fiyakamı bozuyor. Evlerden içeri radyasyon sızıyor. Bu işe çok kafa takıyorum. Biraz içimi boşaltmam gerek.

 

Beni biraz dinler misin abi? Parası neyse vereceğim. Biliyorum kızıyorsun bana. Ondan bahsederken konu nasıl nükleere geldi diyorsun. Napayım abi, mevzu o olunca kafam karışıyor. Hemen yanımda sanıyorum onu. Radyasyon dediğim kafamın uçması.

 

Sen bilmiyorsun abi. Kulakların duymamış böyle şeyler. Yüz yüze gelince anlatırım her şeyi. Boş gemiler yapıp yollarım kara sularına. Denizde bile o geliyor aklıma. Erken ıslatıyor bizi akdeniz. Ve uçurumun kıyısında parlement kuyruğu.

 

Ulan insan kaç defa özler? Abi, demeyi unuttum bu sefer. İdare et be abi. Kafam karıştı gene. Aklıma geldi benimkisi. Gidip bakayım en iyisi.

15 Ağustos 2020 Cumartesi

Balinalara Özgürlük!

Ama ben seni tarlalarından kokladım. Hiç anlattığın gibi çiçeklerin yoktu. Yanaklarındaki allar gıda boyası mı? Yoksa sesine gülücük mü kondurdun?

Ama ben senin girdaplarında dolandım. Beni içine çeken anaforların yoktu. Hiç söylediğin gibi değildi yokuşların. Çıkmak çok kolaydı, çok kolaydı.

Ferhunde ablalar da bana katılıyor. Karşı komşudan haber yok aylardır. Kiracının kedisi de pek tatlı. Seni andıran şeyler bunlar, yıllardır.

Yoksa ben biraz kafa mı açıyorum? İnan ki bu defa çirkeflik yapmıyorum. Adı leyla olanlara, adı mualla olanlara davrandığım gibi davranıyorum. İnan hiç sıkıntı çıkarmıyorum.

Bana köpeğinden fotoğraf at ara sıra. Sanmıyorum ama bir gün instagram falan açarsam, milyonlarca takipçim olmasa da, beni takip etmeyi unutma. Adımı matmazel sardunyanın çığlığı koyacağım. Whatsap’tan bildiririm sana.

İstesen de inemezsin zaten evimin yokuşlarını. Ben alışkınım yağmurda ıslanmaya, sen topla tasını tarağını. Giderken komodinin üstünde göreceksin gerçeklerini. Hayatın bi bakmışsın zehir gibi…

Anladığında en çok gübrecilere söveceksin. Organik tarımı sen de destekleyeceksin. Balinalara özgürlük, marinadaki yatlar hiç. Sonunda çadır kurup kampa gideceksin. Beni en çok göl kenarında yıldız seyrederken düşleyeceksin…

29 Haziran 2020 Pazartesi

Bende Bir Yare Var


Bende bir yarın var, mendilin bende kaldı. Müsait zamanda gel de al. Kapımın şifresi aynı.
Gel hem dertleşiriz. Sohbet ederiz ayaküstü. Havalardan konuşuruz fena mı? Güneş çok oldu doğalı.
Ay da çıkar yakamozumuz olur. Dolaptan elma doğrarım. Eriği de seversin amma mevsimi değil napalım.
Ah bi bilsen ne çok özledim, tatlı kokusunu pınarların.
Hem çok özledim sesini benzettiğim gece kuşunu. Ellerinin değdiği defteri. Ellerinin değdiği öbür şeyleri.
Ve seni, başka birine benzeten çocuğu da özledim. Kim bilir bir daha görecek miyim.
Özledim hem seni, ara sıra gördüğüm sokaktaki binayı. Çok hoşuma giderdi. Karşı komşunun serçesi, hala eskisi gibi mi?
Kapıdan da olsa gel al mendilini. Sohbet etmesek de gel. Müsait olmasan da gel. Kapının şifresi hala aynı. Hiç değişmedi. Evde olmasam da birazcık dur kapıda. Kokun sinsin diye değil, yanlış anlama. Dur işte öyle. Ne bileyim…

16 Haziran 2020 Salı

Büyüyordum ve Alnımın Kırışıklarına Değiyordu İsmin


Perhizse teodor kasap, perhizse mamalaksoyka, bilinsin ki ahali içmez. Böyle içmeyişe paha biçilmez. Kim götürür suya soda dökerek, dere tepe sek sek sekerek, makbule’ye yavvvrummm çekerek, az biraz bade süzerek, incirrr dizerek, ince fistan, altın gerdan ve nihayet, saydamlığa ramak kala, ayakların yerden çekildiğini hissederek… ve gökyüzünün alını morunu yek ahenk ederek… geçti aralık aylarında nice mamalaksoyka. Geçti ve gitti bir daha dönmemek üzere geri. Ve hep kafiyesinden vuruldu, satır sonlarında denk getiremediği.

Alnının jiletle kesilmesine gerek olmayanlar bilirler kaşık çatlı insanların nicedir içten sevdiklerini… nicedir uzaktan kokusunu duyarım diye çiçeklerden kaçtığını.

Bizim kollarımıza börtüler böcekler konmadı madam. Bizim kollarımıza çimento torbaları kondu, inşa edilesi bunca insan arasında. Kalemi seçişimiz kurşuna meylimizdendi. Bu da böyle düştü karakol zabıtlarına.

O evler… ah o eski evler… şurasını da seneye düzeltiriz umuduyla türlü matematik oyunlarıyla geçen seneler…
ve girdaplar
ve yağmurlar
ve salıncakta yalın ayak uçuşan martılar
ve türlü dolaplar
ve beygirler
ve son sözünü söylemeden göçüp gidenler
ve son sözünü söylemeden göçüp gidenlerin arkasından bakanlar
ve son sözü neydi diye merak edenler…
hadi toplanın yamacıma da anlatayım. Madem ki ben mamalaksoykayım. Anlatacağım.
dirim dirim yanmayı
dirim dirim sevmeyi
dilim dilim doğranmayı…
hadi şehirler uzak… ve uzak gülücüklerin yanaklarına konması. Sesin gelmesi için bir şeyler gerekli. Ve eksik diyelim türlü kasımpatı. Son dize şairin son kurşunudur. ve vurdum. ve öldüm. ve kurdum kendi kendimi. sabaha uzayan saniyeler yıl gibi. kemirirken içimi… kalkıp gelsem yanına ve desem ki…
ben… mamalaksoyka… şairin zırt deliği… türlü hanımelleri ve türlü papatyalarla ve arkamda gördüğün bütün bu dünyaya sırt çevirmişliğimle… kapında… olsun olacak olan ne varsa… ve yağmurların dünden geldiği… saçlarımda… ve teninde bulunan… ve yalnız bize özgü olan… sevmenin türlüsünden sardunya. gözlerim… ve göbek adımı çağıran sesin… içeri gireyim de biraz dinleneyim.

9 Haziran 2020 Salı

Şu Ayrılık Olmasaydı

Dünyada 8.000.000.000 insan var. Biz toplasan 300-500 kişiyle haşır neşiriz. Bu 300-500 kişinin içinden sadece 1’ini fena halde seviyoruz. Dile kolay. 8 milyarda 1. İmkansız gibi bir şey. 
Tamam ama nasıl oluyor da o 1 kişi diğer 8.000.000.000’ın arasına karışıyor ve adına “ayrılık” denen şey yaşanıyor?
Yani o 1 kişiyle hiç ayrılmadan olmuyor mu? Hiç uzaklaşmadan, araya mesafe koymadan...
Ben özleyince yıldızlara bakarım. Sen özleyince cömert ol, sevgini göster yılmaz aşklara.

26 Nisan 2020 Pazar

Muallakta Beş Dakika


Yürüdüm. Evleri geçtim. Ağaçları, sandalları, sardunyaları… seni andıran ve beni morartan bütün imajları teptim. Yürüdükçe uzadı boyum. Yürüdükçe renk aldı gözlerim. Anlamım da değişti. Mânâm derinleşti. Sessiz ırmakları geçince sesli bir yalnızlık gördüm. Selam verdim. Durmadım, yürüdüm. Bulutlar, güneş ve ay da bitince boşluğa geldim. Hiçbir şeyler alanına. Bir ara seni görür gibi oldum. Önemsemedim. Yürüdüm.

10 Ocak 2020 Cuma

Clarence Seedorf’un Futbolculuğuyla Yakından Uzaktan İlgisi Olmayan Yazı


Vurgu gol oldu. Sami abi hep bunu yapıyorsun. Yakışmıyor bu tür şeyler yani. Yakışanı yap Selim, işine odaklan. İşimdeyim abi sen rahat ol. Sende mi? Bende. Ya da Ahmette. Birimizden biri bu işe verilecek. Mülakat yarın. Boşver mülakatı bir iş var Selim. Dalmalıyız. Kavgaya mı? İşe. Nedir abi. Çarşamba pazarında pazarın en iş yapan tezgahını verecekler bize. Kim? Sahibi. Bedava mı? Bedavaya kim kime ne verir oğlum, parayla. Kaç lira? Orası biraz karışık. O zaman ne diye konuşuyoruz abi, para mı var? Buluruz. Nereden? Ne bileyim lan. Buluruz işte…
Selim’in gözlerindeki boş vermişliği bir çırpıda sezen Ahmet cebinden 250 tl çıkardı: Selim abi, al.
Ne lan bu?
Para abi, tezgah için.
Gel lan buraya diyerek Ahmet’in kafasından tuttuğu gibi güreşçilerin adını bilmediğim bir hareketiyle yere çaldı Ahmet’i. İkisi de gülüyordu. Dostlukları da böyle başladı.
Sen kıyak adamsın Ahmet.
Sen de abi.
Eve geç kalacağız, yengen bekler.
Sen git abi, ben buradayım.
Eve gitsene oğlum.
Giderim be abi. Bekleyenim yok senin gibi. Rahat adamım ben.
Sen bilirsin, bir şey olursa ara.
Ne gibi?
Ne bileyim, karışan eden olur.
Boşver abi, kimse karışmaz bana.
Doğruydu. Kimse karışmazdı Ahmet’e. Ahmetlere karışılmazdı. Hatta uzak dururlardı onlardan. Konuşulmaz ve dokunulmazdı. Tehlikeli sanırlardı. Ama değildiler. Değillerdi. Hiç olmamışlardı…

16 Kasım 2019 Cumartesi

Kadife


Ah bu rastıkların hiçbir anlamı yok
Lale sümbül gibi sürülmüş ele
Sevdiğim
Sürme değil keder çekmiş gözüne.

Ah ben sevmek bir daha karı
Ah ben düşüp kalkmak çamurlara
Sevdiğim
Siyah gömleğimi omo matikle yıkamakta.

Adını yağmura söylesem
Şimşeklerim sel olur gider
Seni toprağa diksem
Sulamak bana düşer.

Madem sensiz olmuyor
Senle ben
En derinden
İnceden…

1 Kasım 2019 Cuma

Belki de Anonim Diye Bir Şair Vardır ve Bütün O Anonim Şiirleri O Yazmıştır


Lâ-edrî diye bir şair olduğunu zannedenlere…
Ve cehaletin hayalperest bilgeliğine…

Bir gün bir Osmanlı padişahı “ayrılık” temalı bir şiir yarışması düzenlemiş. Memleketin bütün şairleri yarışmaya katılmış. Biri hariç… Dönemin en meşhur şairi “Anonim” yarışmaya katılmamış. Padişah, “kambersiz düğün olmaz” hesabı “arayın gelsin, Anonim’siz yarışma tertib edilebilemez” demiş. Çıkmışlar aramışlar. Bugünkü gibi değil… O zamanlar telefon yok. Sokak sokak, kapı kapı aramışlar, bulmuşlar. Halbuki “anonim” evdeymiş. Padişah “arayın bulun” dediği için, ‘aramak emri’ni yerine getirmek için gereksiz dolaşmışlar. Neyse… Çıkarmışlar padişahın huzuruna şair Anonim’i… Padişah buyurmuş:
            “Niçin yarışmaya katılmadın ey Anonim?”
            “Katılmam gerektiğini bilmiyordum Padişahım.”
            “Sensiz olmaz… ‘Ayrılık’ temalı bir şiir yazıp sen de yarışmaya katılacaksın.”
            Şair Anonim bir müddet düşünmüş ve demiş ki:
            “Padişahım, ben bu yarışmaya katılır, bu şiiri yazarım. Fakat bana bir villa, on iki hizmetçi ve beş yıl lazım.”
            Padişah biraz düşünmüş ve “olur” demiş.
            Anonim adlı şaire hemen bir villa, on iki hizmetçi ve beş yıl tahsis edilmiş. Anonim villasında hizmetçilerle zevk ü sefa içinde beş yıl yaşamış. Padişah, şair ayağına gelir, şiiri huzurda okur diye düşündüyse de Anonim rahatını bozup gitmemiş. Padişah ‘sanatçı kaprisidir, idare etmek lazım’ diyerek kendi gitmiş Anonim’in villasına.
            “Ey Anonim” demiş, “şiirim nerede?”
            Anonim bir miktar Padişaha dönüp bakmış ve demiş ki:
            “Padişahım yazarım yazmasına da bana beş yıl daha lazım.”
            Padişah “beş yıl bekledik, bi beş yıl daha bekleriz, hem saltanatımın on yılını garantiye almış olurum” diye düşünüp “tamam” demiş, “sana beş yıl daha”…
            İkinci beş yıl daha geçmiş ve padişah aynı sebeplerden ötürü kendi çıkıp gitmiş “Anonim”in villasına. Bir de ne görsün? Bizim Anonim, uzatmış bacaklarını şezlonga, bir elinde taze sıkılmış portakal suyu, diğerinde türlü meyvelerden rengarenk yiyecekler, hizmetçiler başında, zevk ü sefa ediyor. Padişah “tez vurun kellesini” diyecekmiş ki merakı galebe çalmış ve sormadan edememiş:
            “Noldu bizim şiir? Yazdın mı Anonim?”
            Anonim, uzandığı yerden tek kaşını kaldırıp padişaha bakmış, portakal suyundan bir yudum almış ve demiş ki:
            “Yav, neydi şu senin istediğin şiirin teması?”
     Padişah köpürmüş, sinirden kıpkırmızı olmuş. Tam “ula deyyus, daha şiirin temasını hatırlamazsın, ne diye on yıldır bu villadasın” diyecekmiş ki merakı gene galebe çalmış ve sinirini gizleyerek söylemiş temayı:
            “Ayrılık.”
            Anonim adlı şair, bir kez daha tek kaşını kaldırmış ve demiş ki:
            “Bana bir kalem bir de kağıt getirin.”
            Hizmetçiler hemen koşup bir kağıt ve bir kalem getirmişler ve Anonim’in eline vermişler.
            Anonim, kağıdı kalemi almış ve tek dokunuşla iki mısra yazmış:
Ölüm Allah’ın emri de
Şu ayrılık olmasaydı…
            Padişah şiiri okuyunca hayran olmuş. “Yahu” demiş, “bu nasıl bir şiir, bu nasıl bir söz. Dile benden ne dilersen. İste sana Hint ülkesinden miskler getireyim. İste ceylan derisinden potinler diktireyim. Söyle ne istersin, ne mükâfat istersen vereyim” demiş.
            Şair, portakal suyundan son yudumunu almış, uzandığı yerden kalkmış, röpteşambırını çıkarıp hırkasını giymiş, pabucunu ayağına takmış, villadan çıkmak niyetiyle kapıya doğru yönelecekken demiş ki:
            “Ben mükâfatımı on yıl önce aldım Padişahım. Bundan sonra size uğurlar olsun.”
                                                                       -Bitti-

16 Eylül 2019 Pazartesi

Matmazel Sardunyanın Çığlığı

Kemanını çıkardı. Okunu, yayını. Her şeyi bir şey etti. Önüne serdi baharı. Arkasına dönüp bir yer beğendi. Beyaz evleriyle bir şehri. Lokumları, menevşeleri, nergisleri. Her şeyi döndürdü bir şeye. Sabahı selamladı. Rüzgarı uçurdu. Ardına düşürdü camları. Kırık bir sesle akıp gitti gitarından. Arabesk bir Akdeniz akşamları. Her şeyi bir şey etti. Tarihe düşürmek lazım dedi bunları. Alıp günlüğüne yazdı. Alıp günlüğe yazarken de, camları ardına düşürürken de, her şeyi bir şey ederken de ramaklığını bir yana bırakmadı. Sonra uyandı, çiçeklerini suladı.

13 Eylül 2019 Cuma

Senin Yürüdüğün Yollarda


Senin geçtiğin yollarda şimdi papatyalar biter. Yıldızlar yeşerir avuçlarının içinden. Ayakların bütün sahillerde muzaffer. Mavi seninle mavi, deniz seninle güzel.

Martıların dilinde dolanan nağmeler, ince ritimli şarkılar hepsi seninle hayat bulmuş. Deniz sen yürürken celallenmiş, bülbül sen gülerken vurulmuş gözlerinde kırmızı laleler beliren güle. Bir şiir oldum olası sen kokmuş. Bir şehir oldum olası sen.

Senin yürüdüğün yollarda, yürüyen bir tek sen değilsin. Deniz seninle yürüyor, çiçekler seninle büyüyor. Dünya seninle dönüyor. Hayat bütün eksiklerini seninle tamamlıyor. Kimin bir kusuru varsa seninle telafi ediyor. İstediğin notadan başlıyor şarkılar; ince lâ’dan dolunaya yükselen rüzgâr senin için esiyor.

Biz şimdi bütün bir âlem pervane gibi senin etrafında dönmekteyiz. Dur dediğin yerden başlamak suretiyle yeni suretlere bürünmekteyiz. Gece geçtiğin yollarda çınar yaprakları biziz. Gündüz yürürken terlemen bizim yüzümüzden. Sana daha ılık bir nakarat söyleyemediğimizden mesela. Mesela daha içli besteleyemediğimizden “gözlerinin rengine karanfil sürsem” şarkısını…

Şimdi kaç kişi olursan gel. İster yalnız gel, ister kalabalık bir orduyla. Biz her zaman bıraktığın yerdeyiz. Biz; çiçekler, martılar, deniz, derya, börtü böcek, dolunay, kumsal, incir, zeytin, tuz, şeker… Hala bıraktığın yerdeyiz. Hala tam arkanda… Bir bakışın yeter dünyanın bizim olmasına…


19 Temmuz 2019 Cuma

Yav HE HE


Melokostantronik bir hiç yıkım sessizlik aşinası gözlerin buğusunda üç damla höpürtülü seslerle konan göktaşının analojik perspektifi… Sağdan girer: “hey ya mola, where are your poetic sclawbouler parpmatic?” Soldan çıkar: “Ebentriptic yıkılamorjist nevalangelist kıprışımların ta gözüneko.”
Sazınıza merhem damlatsam geçer mi kalp kırıklarınız hey soyka?
Gitarıma tel söktüm peşin söyle benden ne garip bir abluka?
Hadi gel seninle şehri gezelim. Bu evleri bu evleri bu evleri de atlamayıp tek tek seçelim. Aha burası da bizim bahçemiz olsun. Ne de güzel eser akşamüstleri.
Kor yanar canar gibi boğumluk saykolar titreşimli kalıntılar Helenistik. Alıp gitmelik sevip gitmelik hep gitmelik.
Şarkınıza şiir okusam bari benim kirpiklerim ıslansın hey soyka?
Oku da adam ol bari baban gibi eşek olma.

12 Temmuz 2019 Cuma

Yakışımsız Bir Deli Kuçuk

GİDİYORUM BU DENEMELERİ:
Gidiyorum bu
Zamansız ahların cesetlerini bir çırpıda silebilir. Tam eşikten geçecekken yakalar hayat. Size su içmek gibi gelecek ama her hayat ölüme meyleder. Her türden akrep bulunur. Boğumlu boğumsuz. Kloroplas, anti tartar. 

Gidiyorum bu
Şimdi zamanı gözlerine durdurabilir. Amerikan dazlaklarının neonazistik fonksiyonel kurmacaları kurcalamaları gibi tekerlekimsi bir popkek tadı bırakabilir. Yaşamak, ölmenin bir önceki evresidir.

YEMEK TARİFLERİ:
Hoşçakal türlüsü:
Bir tutam acı, bir tutam kereviz. Elde avuçta ne varsa nergis. Yalı çapkını, fısıltı otu, kurbağalar. 

Tünele girmeden önce dinlenecek şarkılar ve bestekarları:
Tutalım böğürtleni türlü kırbaçlarla: türkücünün teki.
Görsem ışığını: şarkıcının biri
Mecidiye’den atla gel (at, atlamak değil): bilinmiyor. Yani anonim.

Gereksiz bilgiler sütunu:
Dünyanın düz olduğunu savunanlar var. Delilleri sağlam. Bakılacak. Bakıldı. Sıkıntı yok. Ayfon “sıkıntı yok” ifadesini “döküntü YÖK” diye çeviriyor. Hakaretimsi bir başkaldırı. Akılsız telefonun icadı: bakılacak. Bakılmadı.

Selahattin abinin günlüğü:
“Sevgili günlük, bugün de yazacak bir şeyim yok.”

Elleri dolunay kokan şiir:

Gittim gidilesi yollardan 
Timsahlar tanıdılar beni
Zamansız tüten ağaçlar
Kafiyemden vurdular beni.
(Osmanlı Türkçesi’ne göre tam kafiye+redif)

Şimdi ben bir cigara içsem
Aklıma 700 lira borcum gelir
Öldürmez süründürmez ama
Dumanı ciğerime ağır gelir
(Osmanlı Türkçesi’ne göre de Türkiye Türkçesine göre de kafiye yok.)

Madem ki dünyanın gözünden düştüm, bütün duyumsamalarım bana iğrenç gelir. Haysiyetine oynanan kumarlarda, piyonla şaha kaç diyesim, şaraba bandırılan saçları ricoys marka şampuanla yıkayıp çıkasım gelir. Nihat borcunu belki siler. 
(Kafiyeye dair bir açıklama yapmamak için satır başı yapmadım.)

Uzun parlement içenlerin bakkal repliği:
“Uzun parlementim kalmamış, kısa versem.”
“Klasıma dokunmaz”
Türkçeye göre dokunur denmelidir. Olumlu fiil olumsuz anlama götürür. Neyse ki Türkçe bilen yok. 

1741 tarihli bir yazmadan alıntı
“Gel iki pes atak. Çakiim saaa.”

Bugünden alıntı
“Karanlıkta martılar, şehrin ışıklarının yansımasıyla daha bir güzel oluyorlar. Halbuki çok da şey yapmam.”

Yakışımsız marina:
Sana öğretilen bütün martavalları geç, hayatına yön veren türedi yalanlardan kurtul, 18 yaşından sağa dön, solda çileğe bandırılmış çocukluğunu göreceksin. Onu biraz sev. İnsan zamanı geri alamıyor. Dümdüz ilerle 50-60 yıl kadar yürü. Yol ikiye ayrılacak. Sen ne sağdan gideceksin ne soldan. Tam ortada aradığın yer. Apartmanın ismi: yakışımsız marina. Yatıya kalabilirsin.

Perdenin kapanışı sonrasında alkış seslerini susturan şiir:
Sonra titrek çocuk açtı camı aldı sokaktaki çingeneyi
Doldu bir yanağı tebessüm öbür yanağında gamzeler
Elinde nergis vardı güler yüzlü bakımlıydı güldüler
Gözleri pınar ve volkandı tükenmez bir dolunaydı güldüler

1 Mayıs 2019 Çarşamba

Bana Açık Alanlar Sun Hocam! Metaforlarım imgeleme dönüşsün

Tez antitez sentez
“En iyi tez bitmiş tez”
“Altı ayda yazar herkes”
Benimki niye bitmiyor?

Epistemolojik yanılgılarım ruhum tarihsel boşluk
Ontolojim bozuk fütürist mistik
Bozdum galiba pardon kafa gidik.

Ah bu kelimeler bir arada bir anlam teşkil etmiyor
Her cümlem yanlışlanıyor bütünlük hiç arz etmiyor
Bibliyografyatik dipnotlar endnotlar son notlar
Pesimist mefhum freudyen medyum  hiçbiri beni anlamıyor

Bu kavrama şimdi yapısalcı mı yaklaşsam marksist mi ya da yapıbozumsal
Postyapısal ya da dostyapısal 
bütün bunlar çok büyük sorunsal

Ama birinci bölümüm benim 10 sayfa 
İkinci 80 üçüncü 40 dördüncüyü hiç sorma
Girişim zordur yatırım menkul taksitlerim pek fazla
Sen bana tek açıdan bak “öteki”ni hiç sorma 

Bu teori denen şey de ne menem şey 
Kurumsal ve de kuramsal
Masalsal ne de yasalsal
Mikalenjelosal bir dünya

Tez antitez sentez
Bu kadarına da gari pes
Bedenim “tez” der ruhum “pes”

Tottenham şampiyonluğa koşuyor.

16 Nisan 2019 Salı

Evvelden de Böyleydik Senlen!

Beni sürecekseniz sürün
Çünkü küsmedim insanlara
Ülkemi, derdimi, tasamı yanıma alıp aşkın öldüğü bir çağda aşk şiirleri yazıyorum. Kimse kimseye kalleşlik etmiyor, kimse kimsenin ardından kinlenmiyor. Temiz, tertemiz bir sevdaya karışıyor ruhumuz. Elinde kağıt kalem şiir yazıyor herkes:
“Ben sevdamı gökte bulmuşum 
Ölsem uçarım, düşecek yerim yok” diyor biri,
“Bana şiir getir gittiğin yerlerden” diye karşılık veriyor diğeri.

Beni sürecekseniz sürün. Madem böyle bir dünyaya doğmuşum, süreceğiniz hiçbir yer memleketimden uzak değil. İster dağ başı, ister taş duvar. Ben şairlerle dost olmuşum. Bu, ölümsüzlüğü tatmış olmam anlamına gelir. 

Vuracağınız hiçbir darbe sarsmaz beni. Bedenimden sıyrılmışım ben, dört nala bir at çiftesi ruhu etkiler mi? 

Gözlerin geliyor sonra birden
Şafak kırmızı açıyor gökte.
Kafiyem oluyorsun ne güzel. Redifim, teşbihim, aksim, helalim. Adınla başlıyorum şiire:
Sen, adına aşk dediğim kadın, 
Şiir getir gittiğin yerlerden.

13 Nisan 2019 Cumartesi

Tarifeli Aşklar Tarifsiz Sevdalar

Tut ki elim üşüdü, sana martılardan çiçekler dermiş gelmişim. Sabaha kaç kişi kaldık şuracıkta. Tut ki günlerden çarşamba, bahara meylediyor martılar da.

İçimde garip bir Haziran. Seni ilk kez görmenin akşamında, hüzünler güpegündüz dağılıyor. Mis kokusu bırakıyor damağımda.

Hadi bir şiir seç penceremden. Tüm güzelliklerin ortasında, sana şarkı yazmanın hazzıyla, girdabında büyüsün gazellerim.

Ben sokağın başını bulamayan adamım. Tut elimden çıkar beni saçlarına.