8 Ocak 2014 Çarşamba

Yıllanmalar 2: Meğer Ne Çok İçmişim, Yıllar Geçmiş Hala Sarhoşum

Yıl: 2003
Ben sizi ilk pazartesi topyekün marş bestelerken kainat dilberini ararken gördüm.

Yıl: 2004
Sedalı sedasız harflerden oluşan soyunma odanda aşkım ilhan yazılmış, kıymete bindi sonra dönüp bana bir daha baktınız.

Yıl: 2003
Karagözlü dilberdiniz saçlarınız uzamış rüzgar estikçe hiç merdiven çıkmamışsınız belli.

Yıl: 2005
Önemli meselemle karşınızda durdum, rüzgar esmiyor siz rüzgar varmış gibi salındınız.

Yıl: 2003
Ben size ilk şiir yazdım gözünüze değmedi hiç, balkon meftun siz değil. Defterime seni seviyorum yazıldı, incelendi ben siz sandım değildiniz o gece büyük plan.

Yıl: 2006
Ben gökyüzünü çıkarıp elinize verdim istemem ön cebime koy dediniz güldünüz bu ne güzel.
Sonra çıkarıp gençliğinizi serdiniz önüme yaşlanmış filizleriniz geceme damladı. Ben votkalı gömleğime sardım sizi çünkü mesele siz değildiniz çünkü denizdir kenarı gençliğimin. Bir adım çaprazda yemyeşil bir kadın sizin yüzünüzden ağladı.

Yıl: 2007
Bir gece düşlerime uyandınız yoksa sen hala dediniz ama ben çoktan yırtmıştım karanlığımı. Başka bir şey yoksa artık güleyim çünkü bu gece zafer gecesi sizin için tasarlanmış.  Ağlamaklı gözleri süzdünüz ben gaddar adamım bak şimdi sen ağla, ağladınız.

Yıl: 2011
Siz ben geldim dediniz baktım ön cebiniz beşiktaş sahili. Kadınlar dizlerini ovaladı çünkü güzeldiniz ama hiç benzemediniz, benzeyemezsiniz. Yanlış zamanda doğru mekan seçtiniz açtınız baktınız hediye sandığı tanıdık. Üç dirhem yalnızlığıma göz kulak oldunuz bir daha uslanmazsınız dedim, uslanmadınız. Ben yarın arıcam dedim siz telefon ön cebinizde beklediniz bugün geldi yarın hiç gelmedi. Siz bir yanlışlık, anladınız doğru mesele 2003, fena.

Yıl: 2007
Ben gidicem dedim o gece ilk gitmedim son gitmedim hep gittim gene oldu gene gittim gelişlerim gidişlerime ayarlı.
Siz hacettepeli şarkılar sevmediniz çünkü yeşimden bozma taşlarla boğaz kirli.
İlk limanda bindim bir gemiye ilk can ikinci can bir şarkı daha şimdi iki nefret.
Ben anladım meğer kışın hurma yemişsiniz şimdi sızlatıyor içinizi, perdenizin arasında ergenliğim.

Yıl: 2014
Siz başınızı alıp çevirdiniz başlar çevrilmek içindir kaşlarınız yerli aşklara çatık.
Satırlarına şairler saplanmış olay yeri 4541 merkez cinayet büro bu kadın üç yıl önce öldü.
Siz verip kendinizi kurtuldum sandınız meğer hala yaşıyorsunuz hayat kısa, bitkisel.

Böyle bir geceden hatıralarla çıktınız alıp ön cebinizi yokladınız, ön cebiniz hala benim.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Düşlerimizdeyiz, Kıskanılası Doğa Bizim Başlıklı Resmin Arka Planına Monte Edilmiş, Şairin Şiirinden Vazgeçtiği Geceden Beri Orada Asılı Duran Kadının Ceketinin İç Cebinde Parlement Sigarası Olma İhtimalinin Olasılık Teorisine Göre Yerleştirilmiş Kutup Yıldızı Pusulasına Yazılmış Şiirdir

Faucault Sarkacı’ndan trenler geçiyor. İklimlerinde ateşi nüksetmiş zifiri aralık intiharı. Umberto Eco bir kitap açıp okuyor içinde bir dirhem yalnızlık. Ben gözlerinize parlement dumanları savuruyorum gözleriniz çünkü sessiz liman. Terliksi hayvanlar ve terliksiz sonbahar kuşları damlıyor saçaklarımızdan gece yarısı vardiyası işçileri gibi.

Ama siz ilk görüşte demleniyorsunuz zifir 10 nikotin 0.8. Ben alıp sizi duvarıma asıyorum, gözleriniz kaynak benliğime meftun. Mürekkebinizden şairler saplanıyor afakıma kırmızı çünkü afakım en taze bir resim. Ben bunu alır ceketime asarım diyorsunuz, ceketimi de asarım sonra kimseye hesap verecek değilim.

Irmakları mesken tutulmuş köprülerin benim, yazıyor akşam haberleri, ikimizin de parası yok okumuyoruz. Baştan çıkarmış katıksız güzelliğin derebeylerini Babil’in yosma bahçelerinde. Sempatik diyorsunuz antipatik kelimeler söylüyorsunuz ama yalnız tren vagonlarınız gizli. Al diyorsunuz al bu Faucault Sarkacı’nda üçüncü meridyene dikizli.

Benim en acayip yerim gecemle gündüzümün birleştiği yerimdir, diyen bir yazar aranıyor Belgrad köylerinde ama okuma yazma bilmez. Bulunur mu diye merak ediyoruz çünkü bulunmaz şairler Hindistan’da kilise yolunda. Belki de Çin’de ya da Ötüken’de bir yerde beş parmak kalınlığında bir şiir resminiz. Olamaz diyorsunuz olamaz Eco bana bunu nasıl yapar, gülüyorsunuz.

Kimseli yalnızlıklar yaşadım bak bu şimdi sana ebemkuşağı kadar siyah. Ama olsun, altından geçen altın bulsun, herkese faydam dokunsun, diyen ressamla tanışıyoruz, ressam 17 yüzyıl küçük prenses. Ben gelinlik giymem diyorsunuz gelinlik çirkin gösterir kadını, kadın dediğin kaynak benlik. Mısır’da Nil kenarında susuz toprak üzerinde bir kurbağanın size çirkin çirkin bakma merasimi.

Saatim olsa kıracaktım, Quentin gibi savrulacaktım manasına gelen replikler süzülüyor dudaklarından Paris’te Sen Germen’e dayalı bir akşam yıldızından. Saçlarınız Faucault sarkacını yudumluyor çünkü Petersburg’da votka içilir. Biz benim en sevdiğim budur resimli bir şarkıya klip çekiyoruz bir önceki klibin devamı niteliğinde. Yalnızlık ufkumuzu açıyor çünkü yalnızlık sever sessizliği.


Gel o zaman bir parlement daha yakalım caddesinde perdeyi aralayan kadının kızı gecenin bir vakti çıkıyor evinden. Ellerinde hiç çekilmemiş bir filmin sinopsisi. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni

29 Aralık 2013 Pazar

Tutar Ellerimden Prima Donna

Her cumartesi sabahı hazin bir mutlulukla başlar. Yer elması salatası yer mesela nişantaşında bir kadın. Peşinden koşup da yetişemediği otobüs, onun mutluluğunun hazin kısmıdır.

Ülkeleri birbirinden ayıran sınırlardır. Bense sınırlar kalksın isterim. Ne zaman bir sınırı aşmaya çalışsam, bir asker silahını şakaklarıma dayar. Tetiğe basmakla basmamak arasında tereddüttedir. Ayı yavrusunu severken öldürürmüş. Benimkisi o hesap.

Biri elinden bir şey gelsin ister ama hiçbir şey gelmediğinin farkındadır. Bir diğeri elinden bir şey gelmesini isteyip istememek arasındadır. Ötekinin dünyadan haberi yok.

Herkesin herkesi bir köşeye attığı bu dünyada, ben sevdiklerimin ellerinin arasından kayıp giderim. Ya da sevdiklerim benim ellerimden kayıp giderler. İşte tam o sırada, tutar ellerimden gece yarısı bir primadonna. Başımı dizlerine yatırır, saçlarımda bülbül yuvası…

Bense cumartesi gecelerini hiç sevmem. Çünkü sabahı tatildir. Çünkü milletin azgın günüdür. Ve cumartesi geceleri çok pis kokar.

Mesela ben sabahın erken vakti otobüsü kaçıran kadınla nuruosmaniye’de ilk oturduğumuzda küçük bir kız çocuğunu gösterip “şu kıza bak, mutluluk bu işte” demişim. Çocuk olmak sınır koymamaktır, anlıyor musunuz abiler.

Sadri Alışık benim yerime konuşur Efkarlıyım Abiler’de: “Herkesi kendim gibi sanıyorum saf mıyım neyim”. Anladım ki sevmek ihanet etmektir herkesten, her şeyden önce kendine. Ve kimse kendine ihanet etmek zorunda değildir.

Bunca sevmenin, bunca ihanetin, bunca sessizliğin ortasında, en katıksız halimle çıktım en uzun bir yaz mevsimine. Şimdi mevsim kıştır. Yazın yeşeren ağaçlar, yapraklarını dökmek zorundadır.


Şimdi gözlerimde gülümser bakışlarıyla Primadonna… Tut ki, cumartesi gecesi değildir, tut ki mevsim yazdır, tut ki tek suçumuz sevişmektir, tut ki sevişmek artık suç değildir… 

30 Kasım 2013 Cumartesi

Yıkıl Karşımdan! Kleopatra'nın Güzelliğini Bozuyorsun...

Kleopatra! Size Madonna Diyebilir miyim?

Yer miyim lan velet! Ben bu yaşıma gelmek için 25 yıl uğraştım. Cebimde bir küçük kül tablam, içinde en güçlüsünden şirinim var benim. Çantamda kırkı kırk yaran şairin şiirleri… Şimdi çekil lan karşımdan, Kleopatra’nın dudaklarına ruj sürme seansı başladı…

Bu Araplar Arapça’yı bizden iyi konuşmuyorsa ben adam değilim hoca. E anadili olunca bi başka oluyor tabi. Bak sana okkalı iltifatlar diziyorum çek bir fırt, içinde yüzyılların yorgunluğu var bunun. Hem deniz dediğin bir uçuş mesafesi… Ohhh, yarasın tosunuma, nasıl?

Yıkıl lan karşımdan… Kleopatra sigarasının içine hayatını koydu…

Sen şimdi bana beleşten 20 lira yüklüyor musun yüklemiyor musun? O kadar yemişliğimiz var geç bi kıyak. Hey gözünün yağını yediğimin Kleopatra’sı, rüzgarda etek giymek kimin haddine…

Bak oğlum ben hassas adamım, kül tablam bile var lan. Ama dokunmak yok. Sahibinin sesi göster ama elletme dedi. Hem sen kim köpeksin de yıldızlara dokunmaya çalışıyorsun. Elimin içine bak, fena sevdirir kendini…

Garson! Bana bi sulu boya, bi de Kleopatra… Sen şimdi oku bunu, bir ara verirsin bana…

Elinizde fındıklı reçelli gökkuşağı kaldı mı madam? Neşeli sevinçli Dilberay şarkısı da olur. İzmarit günlüğüne yazılmış, ahu bakışlı, yandan çarklı kazanovayımdır. Fena dans eder, karşı cinsten tırsarımdır. Bu gece perdenizin arasında hırsız gibi saklanabilir miyim madam? Belki ergenliğimi dizinizde uyutursunuz…

Vay koçum sen de mi burdaydın? Ben de entarisi kendinden mütevellit Kleopatra’yı seyrediyordum. Çekil lan karşımdan, Kleopatra’nın güzelliğini bozuyorsun…

Yani diyorum ki matmazel, ırmak dediğin akmalı, Kleopatra dediğin yakmalı… Yak bir cigara matmazel! O beyazlar köpük değil, denizin saçlarıdır. Çıkardım gömleğimi taradım denizin saçlarını, kadın bana bir çocuk ağlıyor gibi baktı; giydim gömleğimi taradım kadının saçlarını, deniz bana bir çocuk gülüyor gibi baktı; yırttım gömleğimi taradım çocuğun saçlarını, kadın ve deniz bana baktı, çocuk ne güldü ne ağladı. Anlıyor musun matmazel, sana biraz önce hayatımın hikayesini anlattım. Ama nerdeee, sende bunu anlayacak kafa yok. Altılıda bu gece gene eşşşşek gelmiş.

Uçur beni Yorgo. Bu gece bir kadın hayaletiyim. Uçur yoksa düşeceğim. Dizlerim Kleopatra’nın eteğine değecek. Sabaha kadar dövüşeceğim. Kleopatra’nın saçlarını okyanuslara yıkatma seansı, yıkıl karşımdan…

Geldim hikayemin sonuna topraaam… Kül tablam kendine kıyak geçti, usulca sokuldu yakınıma. Güçlü şirinim önüme pamuk tarlasından pırlanta serdi. Ve sigara paketimin altında İsmet Özel şiiri: Ben, şair, İsmet Özel…


Şimdi tasımı tarağımı toplayıp inceden uçma vakti… Kleopatra kirpiklerine rimel sürüyor, kesin intihar edecek…

21 Kasım 2013 Perşembe

Sevdiğim, Ben Şimdi Küçük Bir Şehirde Seni Düşünmekteyim

Yanına gelip kokunu alıp sana dokunmadan gitmek koydu be leyla. Aşıkları herkes sever derdin, doğruymuş. Ben izin istedim kalktılar, hemen oturdum bankımıza. Biliyor musun, resmini denizin dalgalarına çizmişler… Senin işindir kesin. Gelince hasret gidereyim diye sen çizdirmişsindir…

Bu sana yazdığım 13. yazı. 13’ü hatırladın mı leyla? Sen hiç unutmazsın ki…

Bir alo be leyla… Çok şey değil, yapmadığın iş değil. Bak gel demene gerek yok. Sen alo de, ben tamam der atlar gelirim. İşi, gücü, 25 yıllık yorgunluğu, hepsini bırakır gelirim. Ufak bir yayınevi açarız. Kendimiz yazar, kendimiz yayımlarız. Yanında da bir kafe. Bütün kahveler bedava. Bütün müşteriler leyla… Ediyle diana bile kafe açmış, özendim be oğlum. Dominostan pizza söyledik miydi, değmesinler keyfimize… Benim malda mülkte gözüm yok. Dizinin dibinde bir minder yeter bana…

Saçlarını kestirmedin dimi leyla? Onlar uzamalı. Onlar hep uzamalı…

Ben sevdiğine sevdiğini söyleyebilen biri değilim. Bir arkadaşım sordu, seviyor musun dedi, evet dedim. Evet desem ne hayır desem ne. Dil söylemiş susmuş ne farkeder. Kalp ne diyor kalp ona bak sen. Bak bunlar hep senin lafların…

Bir arkadaşım da bana salyangoz dedi. Sen kelebeğin kanatlarından salyangoz doğurtan kadınsın. Doğur beni leyla. Kanatlarının altında kalayım öylece.

En güzel yerin mi? Omuzların mı? Onu anlatamam leyla. Gelince göstersem olmaz mı?

Hadi be leyla! Bir alo be! Bak tir tir titriyorum. Ağrı gelmeden gel. Sarıl bana hepsi geçer.

Hem hak dediğin üçtür be leyla.
Bir alo daha…
Bir tavla daha…

Sonra hep tavla daha…

eyvallah

iyi geceler mora...



7 Kasım 2013 Perşembe

Yıllanmalar: Saçlarım Uzamış Merdiven Çıkarken

Yıl: 1999
Siz o vakitler ağaçları tanımıyorsunuz, daha saçlarınız uzamamış, daha pınarlarınız taşmamış daha…

Yıl: 2003
Ben alıyorum bir bulut koyuyorum pınarınıza en beyaz bakıyorsunuz gülüyorsunuz bu ne güzel.

Yıl: 2000
Daha kaşlarınız toplanmamış daha elleriniz ayaklanmamış, ellerinizle ilk isyanı paylaşıyorum ilk baş kaldırıyoruz ilk bağırıyoruz.

Yıl: 2003
Dilinizin arkasında güvercin ötüyor, güvercin tam da kızılında yeşilırmakın.

Yıl: 2002
Siz adım angel diyorsunuz mavi tişörtünüz var alıp mavi tişörtünüzü beyaz tuvallere çiziyorsunuz. Ben bakıyorum pınarları eksik olmuş o vakit gülüyorsunuz menekşeyle ey yine’li siz.

Yıl: 2003
İlk kez bir şarkı çalıyor siz incecik süzülüyorsunuz bu şarkı başka gemilere benzemez alıp çeyizinize saklıyorsunuz. Ben yanaklarınıza küçük fistan dokuyorum saçlarınızı kıvırıyorsunuz oysa saçlarınız düz menekşe. Kaktüs resimleri seçiyorum alın diyorum bu size cumartesi gecesi Romadan sıyrılmış. Siz bakıp dönüyorsunuz bir daha dönüyorsunuz bir akşama sarkıyorsunuz bir daha kaktüs ellerinizde. Adım angel diyorsunuz büyükçe bir dağa tırmanıyorsunuz en taze nefesinizle temizleniyor dağ. Adınız angel mi diyorum ama neden bir çoban kadar sesiniz hiç gitar çalamam ben. Siz yürüyorsunuz ilk yürüyorsunuz meğer ilk çıkıyorsunuz dağın eteklerinde güvercin damlalarınız.

Yıl: 2004
Meğer ne çok benziyorsunuz kleopatrayla siz alman konsolosluğunda bulundunuz mu hiç?

Yıl: 2001
Ben Türkçeyi geç öğrendim hep bu parisli saksağanlar yüzünden bu menekşeler ve papatyalar yüzünden kasımpatı yangın ondan.

Yıl: 2003
Kaburgalarınızın arasına kelebek sıkışıyor alıp çıkarıyorum elinize veriyorum öpüp sarıyorsunuz.

Yıl: 2005
Gibi uçuyor kelebek Moskovalı şarkılar damlıyor siz yeni bir şarkısınız şimdi lodostan. Birimizin geleceği çalınmış sus duyorsunuz elleriniz papatyaları susturuyor kasımpatı durmuyor koşuyor nefese.

Yıl: 2003
Bir ara çıkarıp mavi tişörtünüzü seriyorsunuz sulamadım hiç sulamadım daha önce bir güvercinin ilk kanatlarını, suluyoruz. Ama siz ilk bir filmde başrolsünüz ilk kırlangıç mevsimlerine dönüşüyorsunuz ilk bir adım atıyor, ilk bir dağa tırmanıyorsunuz en güzel.

Yıl: 2009
Ben Sezarın sandığını açıyorum sandıkta yamalı rüyalarsınız. İkincil kelebek susuşlarınızda mavi Helen yenisi. Bir daha anmam adınız angel miydi angelin ey ıslak hali. Meksikanızın ince bölgesinde uçuşan beyaz atlılarsınız sonra elinizde düz saçlarınız en menekşe. Bu’lu şarkılar ve boşluklu susmalarsınız yine’li yine’siz gibi hiç gibi duruyor -dan. Duruyor tam karşınızda resminizin dağlar gibi yalnız gibi en taze bir -dan.

Yıl: 2013
Siz bir kasımpatı aşığısınız anladım ondan bütün menekşe korkularınız papatya yanmalarınız
Eski aşık şehzade resimleri birer tutuşuyor kalbinize kim bilir hangi çağın yabancısıydı kırlangıçlar
Ben kalkıyorum gitmem gerek hep gitmem gerek o gece daha ilk gidiyorum son gitmiyorum
Siz gözlerinizde güvercin saklıyorsunuz pınarlarınız hoşça kal çalıyor ilk çalıyor ilk dinliyoruz daha
Böyle kırlangıç kasımpatılardan geçiyoruz dolanıyoruz menekşeye sonra bütün çiçekler papatya…