24 Ocak 2014 Cuma

cemalim

-hayırlı işler. kolay gelsin.
-hoşgeldiniz.
-ya muhtarlık ne tarafta biliyor musunuz? ( bu, tam böyle sorulmamış olabilir)
-hııı bu beş oldu. bugün son gün de mi?
-evet.
(adam kapıya yönelir.)
-ya ben aslında biliyordum da yerini şurdan mı gitmeliyim yoksa öteki yoldan mı kestiremedim.
- sizi daha önce hiç görmedim.
- aşağıda hastanenin orda oturuyorum.
-hiç alışverişe de gelmediniz.
-dediğim gibi biraz ters kalıyor. o kadar yakın değil.
-bak şu ilerde bir üçlü var onları görüyon mu?
-evet.
-onlarda muhtarlığa gidiyormuş. onları takip et.
-teşekkürler.
-keşke yakın olsaymış
-(sessizlik ve gitmeye yelteniş var)
-alışverişe gelirdiniz ne güzel. arada gelseniz ne güzel olur, alışveriş yaparsınız.
- iyi günler.
-arada gelin güzel olur.
- teşekkür ederim.
üç kişinin ardından yeller esmektedir.

not: bu yazının devamı gelecektir. yurdum insanı sağ olsun!

al bakalım ebi; moralılara fotoğraf falı!

yalnızca batıdan gelip doğuya hükmeden ve ortadünyayı kendine mesken edinen kadınlara özgü hisli göz rengine sahip ebi'ye sihirli şiirli taşlar,




sana kendine ait bir oda adınısenkoy,




 tercihlerden, kararlardan, sonuçlardan yorgun mamalak'a tatlı bir sigara kahve molası,




 lablarda, deneylerde ve de hep yollardaki tuco'ya sakinik, dinginlik,




gkcgnr'ime notalardan yıldızlar, şapkalar, gemiler,






aslında hepsini hepinize, hepsini hepimize yollasam görünce sevinir misiniz?


ha bi de çocukken arkadaş olalım ister misiz? 





23 Ocak 2014 Perşembe

 mora sen bir yarımada değilsin de nesin!!!

sana ne oldu mora, bir derde tutulmuşsun.
bir ekmek kadar aziz fikirlerim böyle yitti 
metropoller ve araba kornaları kahrolsun
bir mısra sağ elimden karanlık suya düştü


esinlenilen sezai karakoç'un, ve mona rosa şiiridir:
Sana ne olmuş Rosa, bir derde tutulmuşsun.
Bir ekmek kadar aziz fikirler böyle pişti:
Noel ağaçları ve manolyalar kahrolsun,
Bir çevre sağ elimden bulanık suya düştü.
..
 


bir de baktım ki mora karalara bürünmüş.. meğersem mora kapkara'ymış..


12 Ocak 2014 Pazar

Savur Gözlerindeki Entarisiz Efkarı, Adında Ceylan Yavrusunu Andıran Bir Kelebek Saklı Senin

Çünkü romanın prensleri dört gün dört gece kapında yatmış da, bana mısın dememiş elletmemiş kelebeklerini Akdeniz’in. Hem sorsan neler söyler, ağzı dili gümüş lakırdı, yaylan kızım geliyor roman atlısı.

Kim demiş sevdiğini sevdiğine söylesin diye herkes? Cebimizde küheylan cakalı izmarit var bizim, beynimiz kokoreç kıvamında şiirlerle dolu. Dilimiz kilit, boynumuz aşktan ince, severler güzeli genç üse. Güzel dediğin, kendini gösterecek şöyle mehtaba ki, önce ceylanlar kıskanacak, sonra Kleopatra uğruna ressamlar boğdursun. Hey yavrum hey, salın şöyle boylu boyunca da, Karacaoğlan namına mısralar doldursun.

Bak dedim velet, bu sokaklara adımız kırmızı boyalarla yazıldı bizim. Bu dağların tepelerinde nice dilberler oraç çekiç kızartıyor. Dere kenarında kavak ağacı mıyız lan biz? Budarım ah vahlarını, olmuşları olgunlaşmış Madonna’nın, ziyade olsun.

Fırlat bize maskarası girdaplara dikizli gözlerden de, neşemiz diyorum yerine gelsin. Hani sen birinci kırlangıç mevsimlere gebeydin? Yoksa dilin bacaklarına dolandı da, ondan mıdır nöbetleri öksürüklerinde gizli iç çekişlerinin?

Af edersiniz, sizi bir gece yarısı tenhada sıkıştırabilir miyim? Gözlerinizin ahusuna vuruldum der, gerekirse müebbet yerim. Aşk dediğin dallı budaklı omuzlarından geriye kalan girdabın madam, biraz sakla da kıskanılsın şiirlerim.

Benim bir dalgam var şimdi tek sıkımlık. Bak desem, biraz sola kay desem, şöyle bir demlensen, gökyüzü bulutlarına dünya turu verecek de, bulutlar sizi bırakıp gitmeyecek, o derece.

Bakar mısınız? Hakkınızda çıkan dedikodulara ne cevap vereceksiniz? Meğer Parlement caddesinde Malbora’yı Winston’la aldatmışsınız. Parlement sizden şikim şikim şikayetçi, Malbora tirim tirim titriyor, winston da kendine fena fena sansür uygulamış, öyle diyolla. -Bakın ben Malborayı Winstonla aldatmadım, hele Parlement caddesinde hiç aldatmadım, biz Parlementle birbirimizi seviyoruz. -Parlement’le mi? Ama siz malborayla evlisiniz? -Evet ama Parlementi seviyorum. Napabilirim.


Sonra sen, televizyonu kapattın. Bütün dedikodulardan uzak, sessizce bir Parlement yaktın. Anladın, magazin artık ciğerlerimize işlemiş. Işığı söndürdün. Dolambaçlı hikayeme daldın. Dün gece de buna benzer bir şey olmuştu dedin. Boş ver dedim. Gözlerine dört defa kelebek damlattın. Efkarıma boylu boyunca uzandın. Geriye tek kullanımlık ay ışığı bıraktın. Bir ara durdun, belki de onlar haklıdır dedin. Boş ver dedim, boş verdin…

8 Ocak 2014 Çarşamba

Yıllanmalar 2: Meğer Ne Çok İçmişim, Yıllar Geçmiş Hala Sarhoşum

Yıl: 2003
Ben sizi ilk pazartesi topyekün marş bestelerken kainat dilberini ararken gördüm.

Yıl: 2004
Sedalı sedasız harflerden oluşan soyunma odanda aşkım ilhan yazılmış, kıymete bindi sonra dönüp bana bir daha baktınız.

Yıl: 2003
Karagözlü dilberdiniz saçlarınız uzamış rüzgar estikçe hiç merdiven çıkmamışsınız belli.

Yıl: 2005
Önemli meselemle karşınızda durdum, rüzgar esmiyor siz rüzgar varmış gibi salındınız.

Yıl: 2003
Ben size ilk şiir yazdım gözünüze değmedi hiç, balkon meftun siz değil. Defterime seni seviyorum yazıldı, incelendi ben siz sandım değildiniz o gece büyük plan.

Yıl: 2006
Ben gökyüzünü çıkarıp elinize verdim istemem ön cebime koy dediniz güldünüz bu ne güzel.
Sonra çıkarıp gençliğinizi serdiniz önüme yaşlanmış filizleriniz geceme damladı. Ben votkalı gömleğime sardım sizi çünkü mesele siz değildiniz çünkü denizdir kenarı gençliğimin. Bir adım çaprazda yemyeşil bir kadın sizin yüzünüzden ağladı.

Yıl: 2007
Bir gece düşlerime uyandınız yoksa sen hala dediniz ama ben çoktan yırtmıştım karanlığımı. Başka bir şey yoksa artık güleyim çünkü bu gece zafer gecesi sizin için tasarlanmış.  Ağlamaklı gözleri süzdünüz ben gaddar adamım bak şimdi sen ağla, ağladınız.

Yıl: 2011
Siz ben geldim dediniz baktım ön cebiniz beşiktaş sahili. Kadınlar dizlerini ovaladı çünkü güzeldiniz ama hiç benzemediniz, benzeyemezsiniz. Yanlış zamanda doğru mekan seçtiniz açtınız baktınız hediye sandığı tanıdık. Üç dirhem yalnızlığıma göz kulak oldunuz bir daha uslanmazsınız dedim, uslanmadınız. Ben yarın arıcam dedim siz telefon ön cebinizde beklediniz bugün geldi yarın hiç gelmedi. Siz bir yanlışlık, anladınız doğru mesele 2003, fena.

Yıl: 2007
Ben gidicem dedim o gece ilk gitmedim son gitmedim hep gittim gene oldu gene gittim gelişlerim gidişlerime ayarlı.
Siz hacettepeli şarkılar sevmediniz çünkü yeşimden bozma taşlarla boğaz kirli.
İlk limanda bindim bir gemiye ilk can ikinci can bir şarkı daha şimdi iki nefret.
Ben anladım meğer kışın hurma yemişsiniz şimdi sızlatıyor içinizi, perdenizin arasında ergenliğim.

Yıl: 2014
Siz başınızı alıp çevirdiniz başlar çevrilmek içindir kaşlarınız yerli aşklara çatık.
Satırlarına şairler saplanmış olay yeri 4541 merkez cinayet büro bu kadın üç yıl önce öldü.
Siz verip kendinizi kurtuldum sandınız meğer hala yaşıyorsunuz hayat kısa, bitkisel.

Böyle bir geceden hatıralarla çıktınız alıp ön cebinizi yokladınız, ön cebiniz hala benim.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Düşlerimizdeyiz, Kıskanılası Doğa Bizim Başlıklı Resmin Arka Planına Monte Edilmiş, Şairin Şiirinden Vazgeçtiği Geceden Beri Orada Asılı Duran Kadının Ceketinin İç Cebinde Parlement Sigarası Olma İhtimalinin Olasılık Teorisine Göre Yerleştirilmiş Kutup Yıldızı Pusulasına Yazılmış Şiirdir

Faucault Sarkacı’ndan trenler geçiyor. İklimlerinde ateşi nüksetmiş zifiri aralık intiharı. Umberto Eco bir kitap açıp okuyor içinde bir dirhem yalnızlık. Ben gözlerinize parlement dumanları savuruyorum gözleriniz çünkü sessiz liman. Terliksi hayvanlar ve terliksiz sonbahar kuşları damlıyor saçaklarımızdan gece yarısı vardiyası işçileri gibi.

Ama siz ilk görüşte demleniyorsunuz zifir 10 nikotin 0.8. Ben alıp sizi duvarıma asıyorum, gözleriniz kaynak benliğime meftun. Mürekkebinizden şairler saplanıyor afakıma kırmızı çünkü afakım en taze bir resim. Ben bunu alır ceketime asarım diyorsunuz, ceketimi de asarım sonra kimseye hesap verecek değilim.

Irmakları mesken tutulmuş köprülerin benim, yazıyor akşam haberleri, ikimizin de parası yok okumuyoruz. Baştan çıkarmış katıksız güzelliğin derebeylerini Babil’in yosma bahçelerinde. Sempatik diyorsunuz antipatik kelimeler söylüyorsunuz ama yalnız tren vagonlarınız gizli. Al diyorsunuz al bu Faucault Sarkacı’nda üçüncü meridyene dikizli.

Benim en acayip yerim gecemle gündüzümün birleştiği yerimdir, diyen bir yazar aranıyor Belgrad köylerinde ama okuma yazma bilmez. Bulunur mu diye merak ediyoruz çünkü bulunmaz şairler Hindistan’da kilise yolunda. Belki de Çin’de ya da Ötüken’de bir yerde beş parmak kalınlığında bir şiir resminiz. Olamaz diyorsunuz olamaz Eco bana bunu nasıl yapar, gülüyorsunuz.

Kimseli yalnızlıklar yaşadım bak bu şimdi sana ebemkuşağı kadar siyah. Ama olsun, altından geçen altın bulsun, herkese faydam dokunsun, diyen ressamla tanışıyoruz, ressam 17 yüzyıl küçük prenses. Ben gelinlik giymem diyorsunuz gelinlik çirkin gösterir kadını, kadın dediğin kaynak benlik. Mısır’da Nil kenarında susuz toprak üzerinde bir kurbağanın size çirkin çirkin bakma merasimi.

Saatim olsa kıracaktım, Quentin gibi savrulacaktım manasına gelen replikler süzülüyor dudaklarından Paris’te Sen Germen’e dayalı bir akşam yıldızından. Saçlarınız Faucault sarkacını yudumluyor çünkü Petersburg’da votka içilir. Biz benim en sevdiğim budur resimli bir şarkıya klip çekiyoruz bir önceki klibin devamı niteliğinde. Yalnızlık ufkumuzu açıyor çünkü yalnızlık sever sessizliği.


Gel o zaman bir parlement daha yakalım caddesinde perdeyi aralayan kadının kızı gecenin bir vakti çıkıyor evinden. Ellerinde hiç çekilmemiş bir filmin sinopsisi. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni

29 Aralık 2013 Pazar

Tutar Ellerimden Prima Donna

Her cumartesi sabahı hazin bir mutlulukla başlar. Yer elması salatası yer mesela nişantaşında bir kadın. Peşinden koşup da yetişemediği otobüs, onun mutluluğunun hazin kısmıdır.

Ülkeleri birbirinden ayıran sınırlardır. Bense sınırlar kalksın isterim. Ne zaman bir sınırı aşmaya çalışsam, bir asker silahını şakaklarıma dayar. Tetiğe basmakla basmamak arasında tereddüttedir. Ayı yavrusunu severken öldürürmüş. Benimkisi o hesap.

Biri elinden bir şey gelsin ister ama hiçbir şey gelmediğinin farkındadır. Bir diğeri elinden bir şey gelmesini isteyip istememek arasındadır. Ötekinin dünyadan haberi yok.

Herkesin herkesi bir köşeye attığı bu dünyada, ben sevdiklerimin ellerinin arasından kayıp giderim. Ya da sevdiklerim benim ellerimden kayıp giderler. İşte tam o sırada, tutar ellerimden gece yarısı bir primadonna. Başımı dizlerine yatırır, saçlarımda bülbül yuvası…

Bense cumartesi gecelerini hiç sevmem. Çünkü sabahı tatildir. Çünkü milletin azgın günüdür. Ve cumartesi geceleri çok pis kokar.

Mesela ben sabahın erken vakti otobüsü kaçıran kadınla nuruosmaniye’de ilk oturduğumuzda küçük bir kız çocuğunu gösterip “şu kıza bak, mutluluk bu işte” demişim. Çocuk olmak sınır koymamaktır, anlıyor musunuz abiler.

Sadri Alışık benim yerime konuşur Efkarlıyım Abiler’de: “Herkesi kendim gibi sanıyorum saf mıyım neyim”. Anladım ki sevmek ihanet etmektir herkesten, her şeyden önce kendine. Ve kimse kendine ihanet etmek zorunda değildir.

Bunca sevmenin, bunca ihanetin, bunca sessizliğin ortasında, en katıksız halimle çıktım en uzun bir yaz mevsimine. Şimdi mevsim kıştır. Yazın yeşeren ağaçlar, yapraklarını dökmek zorundadır.


Şimdi gözlerimde gülümser bakışlarıyla Primadonna… Tut ki, cumartesi gecesi değildir, tut ki mevsim yazdır, tut ki tek suçumuz sevişmektir, tut ki sevişmek artık suç değildir…