Gül
gibi çocukları
Gelmemiş
sabahtan okula
Kadın geceden ayartmış haylazları, “gül
gibi çocuklar” demiş, “yarın sabah gül gibi gelin”. Sarı badanalı bir din kültürü
öğretmenidir çantasına ‘sen anlamazsın’ döneminin ikinci sınav notlarını koyan,
uzun ve metrobüs tıkalı bayrampaşa’da. “Deliler hastanesine yakın bir yerde Bakırköy
isimli maceraperest ırmak, denize hangi şehirden dökülmelidir?” sorusuna cevaben
“biz bilmeziz ürtmenim, bilen bilir” yazılmış. Coğrafya sıfır, biyoloji desen
rengarenk…
Bir kanto sarayı vaktinden önce ötmüş
çile bülbülün armağanı, “safranbolu’ndan (-n daima fazladır) lokum almak kaç
liradan başlıyor hoca’nım” yazılı mektup… Hoca’nın cevabı ağır ve net: bir
mısra iki beyit lira…
Anlatır kadın, ismet özel ikinci yeni
toplumcu mudur, yoksa ikinci yeninin ikinci kuşağı mı... Bilinmez bir şiirde
iki mısra yan yana gelirse tek mısra mı kabul edilir. Ve bir bakış ancak bu
kadar güzel tarif edilir…
Bir şiir vaktinden çok önce yazılmışsa,
vakitlice bir isyan anlamı taşır. Ve hoca’nım, onu evirir çevirir gül kokulu
çocuklarına usulca anlatır: Şair burada, lys’nin önemine parmak basmakta
çocuklar; yaşasın marmaray’a dökülen kınalı yumurcaklar; yaşasın cumhuriyet
dönemi haluk’un tazecik defteri; yaşasın maveraünnehir’in mezapotamya’ya
izdüşümü… Sahi, nazım hikmet neden rusya’da gömülü?