30 Eylül 2015 Çarşamba

Alex'e

Sonra birdenbire bir sessizlik oldu
Bu dünyadan Alex adlı bir köpek geçti dediler, yürüdüm…

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Dilim Nihavent Çalar, Gönül Sultânî Yegâh

Seni alıp bu yere getireceğim. Gözlerine hicazkar kürdî bir beste; Dostoyevski’den bir satır, Puşkin’den iki mısra dizeceğim. Kirpiklerin bir kez daha ıslanacak. Seni bırakıp sahile ineceğim. İlk gördüğüm banka oturacağım. Bank, seni bana hatırlatacak. Seni hatırlatan bankın bacaklarını kıracağım. Dalgalar beni görünce heybetlenecek. Hanedan’dan iki parmak beni gösterecek. Polis yolumu kesecek. Korkmayacağım! Korkmayacağım!

Şişhane’de vurulacağım. Kasımpaşa’da düşeceğim. Kirpiklerim titreyecek. Sabaha kadar dövüşeceğim. Akatlar’da bir dükkanın camını kıracağım. Bir paket boya alıp sokağına gideceğim. Saatlerce alarm çalacak. Sirenler ötecek. Kimse uyumayacak. Adımı sokağına yazacağım. Kimse silmesin diye bir köpeği bekçi tayin edeceğim.

Olur da, geçmişi yad etmek istersin. Olur da, eski evini görmeye gelirsin. Olur da, dostuna “bir zamanlar ben burada yaşardım” demeye gelirsin. Benim de geldiğimi bil…

Limana yaklaşınca gemileri göreceksin. Sakın şaşırma…

*Dostoyevski’den bir satır: “Fuhşun başladığı yerde aşk biter.”
**Puşkin’den iki mısra:
“Evime başın dik ve hiç çekinmeden özgürce

Evimin kadını olarak gir.”

13 Ağustos 2015 Perşembe

Dekolteniz Madam, Onlar Olmadan Bir Hiçsiniz!

“Göğüsleriniz Madam, göğüslerinizden bir kuble göstermeniz halinde bütün erkekleri peşinizden sürükleyebilirsiniz. Ama dikkat edin, erkekler size değil, göğüslerinize gelirler ve daha diri göğüs gördüklerinde sizden giderler.”

“Daha diri göğüs nedir bayım?”

“Yaşınız Madam, 30’u geçince göğüslerinizde sarkmalar oluşur, 35’inde iğretileşmeye ve 40’ından sonra çürümeye başlarsınız. 30’una kadar peşinizden sürüklediğiniz erkekler, elinizdeki pazar poşetlerini alıp ‘yardım edeyim mi hanım abla’ diye sorarlar ve siz her yaklaşan erkeğin size ‘teyze’ dememesi için içinizden ‘nolur nolur’ diye haykırışlarda bulunursunuz.”

“Doğru ama itici bir tespit bayım. Zaten bu yüzden çirkin erkekleri tavlamıyor muyuz?”

“Sizin dekolte dediğiniz şeyin erkek lügatinde başka anlamları var madam.”

“Bu konuyu kapatmadık mı bayım?”

“Kapatalım Madam. Dilerseniz dağlardan taşlardan serengeti aslanlarından da söz edebilirim.”

“Cinsellikten yürüyelim bayım. İtici de olsa ilgi çekiyor.”

“İticilik de bir cazibedir Madam.”

“Belli oluyor bayım. Öyleyse ben sorayım siz cevap verin. Bir kadını ayartmanın en kolay yolu nedir?”

“Onu sarhoş etmek.”

“Peki bir erkeği ayartmanın en kolay yolu nedir?”

“Erkeğin daha önce sarhoş olmasını beklemek.”

“Onu demiyorum bayım, ciddi bir ilişki ve evlilik hayali kuran bir kadın için soruyorum.”

“Bir erkeği etkilemenin en kolay yolu Madam, namuslu görünmektir.”

“Namuslu olmak mı gerekir bayım, yoksa namuslu görünmek yeterli midir?”

“Sizin için çok geç Madam.”

“Haklısınız bayım. Beni bu hale getirmeyi nasıl başardınız?”

“Eskiden Madam, eskiden çok şey öğrenmiştim.”

“Biliyor musunuz bayım. Sizinle sizli bizli resmi konuşmak hoşuma gidiyor.”

“Resmiyet, cinsellikle birlikte uzun yollar aşar Madam. Kadının erkeğe koyduğu mesafe, erkeğin kadına yaklaşma iştahını artırır ve kadının resmiyeti cinsellikle birleştirmesi demek…”

“Sustunuz bayım.”

“Es vermem gerekti Madam. Böyle bir kadın orospudan başka bir şey değildir.”

“Ne demek istediniz bayım?”

“Resmiyet, cinsellikle birleşmediği sürece sorun yok Madam.”

“Şu an bayım, böyle bir birleşme söz konusu mu?”

“Her şey alt üst durumda Madam.”

“Öyleyse mevzudan çıkalım bayım.”

“Nasıl isterseniz Madam. Önce mi çıkmak istersiniz sonra mı?”

“Üstü kalsın bayım.”


“Teşekkür ederim Madam.”

9 Temmuz 2015 Perşembe

Ben Size ‘Bayım’ Demem Beyim, Üzülürsünüz!

Kızıla çalan bir renge harami diye midir çizilmez hiç gölge. Bakarsınız da göremezsiniz uzaktakini yakındakinden daha uzakta. Çıkarırsınız ceketinizi üstünüzden, ahlaksız kelimelerle depreşirsiniz. Perde açılır, görmektesinizdir Afrika’nın A harfinden sınanma çocuklarını. Artık nutka gerek kalmaz türünden iç çekersiniz. Terbiyeniz, ahlakınız ve masumiyetiniz yerle bir olur.
Kusura bakma beyim, muhabbetimizde üçüncü boyut yoktur.

Hangimiz palyaço değiliz ki beyim. Mahallenizin doğalgazlı frenleri ezmemek üzerine kuruludur garibanları. Şimşek çakar gibi ağırmasından içinize doğan tan yerinin, bu ıslak ve rutubet kokulu geçmişinizden devşirdiği çiçekleriniz. Yani siz beyim, gözleri bin yılın ıstırabını yağmura katmış, bereket diye debelenip duruyor ergenliğiniz. Hani masum çocuksu sevmeleriniz, nerede için için tutuşan gençliğiniz. Yangına taş olsun diye koruyup emzirdiğiniz, işte çocuklarınız ve işte siz, bir virane bırakmak için mi bunca sene çalışıp didindiniz? Daha fazla konuşmam beyim, tabularınız var, anlamazsınız.
Söz konusu başkaları olunca, malum, çok ahlaklısınız.

Şimdi bu mehtabınız beyim, bu bir yılınız ve bu yarına çıkarken giyeceğiniz ceketiniz. Mehtabınız hoş görünüyor yok lafım, yılınızı kutlamakta da özgürsünüz. Lakin ceketiniz beyim… Ceketinizin düğmelerinden değersiz sancılar var yarımadanızda. Asgari çile yolunda kestirmeden varmak için evlerine -otobüslerden ve tramvaylardan ruhlarını kurtarıp- tayy-i mekan umuduyla Allah’ı zikrediyorlar.
Bu gökkubenin altında ne çınarlar var beyim, yüzlerini kıbleye dönmüş, gözleriyle secde ediyorlar.

Kafein kafalı temalardan, frenk sofranızda bandırıldığınız asitli hoşafınızdan ve sizden, uzadıya çizilmiş bir S harfinin manasını sormak da hürriyet midir beyim? Sorsam bilir misiniz ya da bilmezden gelip bebeklerinizi emzirmeye mi gidersiniz? Sözüm meclisten dışarı beyim;
biz bu şehre içre çok dilber tanıdık, fesatlarından Allah korusun.


Arada kaldık beyim. İki yanlıştan birini tercih ederek en büyük hatayı yaptık. Anlamadık buzulların okyanus diplerindeki coğrafi şekillere büründüğünü ve anlamadık hava soğuyunca donmaya ilk sığ denizlerin başladığını. Donduk beyim, ateş mi gerek? Ne dersin?

14 Haziran 2015 Pazar

Geleceğe Not

Tarih: 14.06.2015
Okuma yazma oranı artıyor. Okuduğunu anlama ve yazdığıyla anlatma oranında değişiklik yok.
Toplum uyur, rüyasını filozof görür, sayıklamasını şair yapar.
Bu durumda bir balık bir kediye aşık olabilir. Bunu onlar anlamaz. “Evet, aşık olabilir ama nerede yaşayacaklar” diye sorarlar. “Hem balık hafıza yönünden fena muzdarip.”
Damda kemanını çalar çocuk. Ve çocuk damda kemanını çalarken, bir balık bir kediye aşık olabilir ve “nerede yaşayacağız” diye sormaz.
Bırak, onlar uyusun!
Bırak, rüyasını filozof görsün!
Bırak, şair sayıklasın!

Sen bana üç saniyede bir kendini hatırlat!

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Osmancooooooooooooooooooooooooooooooooooooo

Bu bir mutluluk yazısıdır…


Üstelik ben aylardır bir Osmanco yazısı yazmaya karar verip her defasında vazgeçmişken… Üstelik daha birkaç gün önce Osmanco’ya özlem yazısı yazmışken… Hani tesadüflere inansam tesadüf diyeceğim ama alakası yok… Gene bir gece sürtmesinin ardından eve dönerken, evimden yaklaşık bir km uzakta bir kedi taklalar, parendeler atarak ve daha önce hiçbir insanda dahi duymadığım samimi miyav’larla bacaklarıma sürtündü. Bir de bakayım bizim Osmanco olmasın mı… Ulan dedim, hayat şimdi daha güzel. Bir kilometreyi birlikte yürüdük. Yolun başlarında bir kedi Osmanco’yu kovaladı. Bizimki dört nala kaçtı tabi. Dedim, bu kesin Osmanco… Kavgayla dövüşle işi olmaz bizimkinin. Sevdi, sevdirdi derken… Hayat diyorum, şimdi daha güzel… Hayat diyorum, şimdi çok daha güzel…

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Osmanco

Merhaba, ben Osmanco. Mamalak’ın kedisiyim. Sahibime kalsa adım sadece Co olacaktı. Neyse ki sahibimin annesi imdadıma yetişti de Co’nun başına Osman ekledi. Böylece adım Osmanco oldu.

Babam mahallenin ağasıdır. Bütün kediler bir dilim ekmek için kavga ederlerken –ben genelde kedilerin kavgasını izlemekle yetinirim- babam gelir ve kavga biter. Çünkü babamın gölgesi bile diğer kedilerin kaçması için yeterlidir. Ben babama çekmemişim.

Mahalleli annemi “Arsız” diye çağırır. Neymiş de annem insanın elindeki ekmeği ağzına götürmeden havada kapacak kadar arsızmış. Neymiş de daha çocuklarını ayırmadan tekrar hamile kalırmış. Bir kedinin annesine arsız denmesi garip bir duygu. Neyse ki biz kedilerin aile bağları pek sağlam değil.

Ara sıra mahallenin dişileri kapıma gelir, garip sesler çıkartırlar. Ben anlamsız bakışlarla onları seyreder, onlar gibi miyavlama çalışırım. Sonra kediler onlar gibi miyavlayamadığım için beni terk ederler. Dönerim sahibime “usta derim, nedir bu vaziyet?” Sahibim “sen daha küçüksün, büyüyünce anlarsın” der ve mevzuyu kapatır. Bu böyle birkaç kez tekrarlandı. O zamanlar sorunun bende mi onlarda mı olduğunu çözebilmiş değildim. Bir defasında sahibim “hayvan gibi yemek yiyorsun, dişiler seni yeterince büyük sanıyor, az ye de yaşının adamı ol” demişti. Yaşının adamı olmak deyimini bilmediğimden az yemek gibi bir gayretim de olmadı. Sahibimin zaman zaman bu tür çıkışları olurdu.

Bir gün sahibim evden gitti. Ben tabi insana değil mekana bağlandığımdan onun peşinden gitmedim. Ama bekle bekle yok. Bir akşam tam yemeğimi yerken, başımı kaldırdım, sahibim bana bakıyor. Koştum tabi, iki okşattım kendimi sevinsin gariban. Sonra bir gün, sahibim gene gitti. Bekle bekle gene yok. O aralar da kapımda gene dişi kediler peyda olmasın mı. Bir tarafta gene gelir diye beklediğim sahibim, diğer tarafta dişiler. Neyse dedim, madem ki nankörüz –hem mahalleliden duyduğuma göre sahibim bu işleri bilirmiş ve beni anlayışla karşılarmış- takıldım bir siyah-gri kedinin peşine. Sahibim sağ ben selamet. Gerçi eve gidip bir elveda bakışı da çaktım, o kadar da nankör sayılmam. Sonra haber alamadım sahibimden. Sanırım olmayı istediğim yerdeyim…


Not: Osmanco, mahalleli tarafından birkaç kez görülmüştür. Ya da mahalleli gördüğünü sanmıştır. Hem de birbirinden farklı yerlerde farklı kişiler tarafından farklı kediler peşinde görülmüştür. Hepsi “osmanco” diye seslenmiş, osmanco “miyav”la karşılık vermiş ve “siyah-gri” bir kedinin peşinden gitmiştir. Aslı var mı bilmem ama Osmanco, hani şu meşhur Bakir Efendi gibi efsane olmuştur. “Ben osmanco’yu gördüm bugün”le başlayıp “osmanco diye seslendim, döndü baktı, miyav dedi, siyah-gri bir kedinin peşinden gitti” ile biten cümlelerin yerini -aradan yaklaşık üç ay geçmesine rağmen- “osmanco yine bir gün”le başlayan cümleler almıştır. Hani “bir gün yine Bakir Efendi” gibi… Mahalleli Bakir Efendi’yi tanısa Osmanco yerine ona Bakir Efendi diye seslenir miydi bilmem ama Osmanco, Bakir Efendi’nin kedisi olma görevini en iyi şekilde ifa etmiştir. Bugün olduğu gibi yarın da Osmanco’nun hikayeleri dilden dile aktarılacaktır.