Biz şimdi bir
okyanusun başındayız. Dalgalar beyaz daha martılar köpük. Daha ne yolumuz var
sevdiğim daha ne günlerimiz. Bir günümüz var mesela ellerin güz gibi. Bir günümüz
sıcacık ilkbahar. Bilirsin ben giderken hep sevilmişimdir. Bu defa sırf sen “kal”
dedin diye sevdiğim, hayatımda ilk kez bir kız için, kalıyorum. Sahi, sen
gideceksin ya, giderken de güzel olursun elbet. Biz sevdamızın rengini
hanımellerine boyadık sevdiğim. Adımız, kokumuz hep hanımeli. Saçlarında kral
tacın hanımeli. Gözlerinde ateş gibi bir hanımeli. Yazmak istemiyorum seni sevdiğim.
Yaşamak varken, yazmak zaman kaybı. Çekip arabayı o tenha yolda, dikenlerin
arasından geçip sana hanımeli toplamak istiyorum. Sırf sen gül diye, sırf sen
mutlu ol diye. Ve sırf sen “kal” dedin diye sevdiğim, kalıyorum.
27 Mayıs 2016 Cuma
22 Nisan 2016 Cuma
Seni Görmek Çok Güzeldi, Değildi
-5 yıl önce çizilmiş resimdir-
Bu ne
saçmalıktır yahu
Daha dün tıraş
olmuştum
Bu parmak
izlerin çıkmadı sakallarımdan
Hem bana senden
ne gerek böyle bir koku
Birkaç yüzyıl
olmadı mı biz görüşmeyeli
Hem sen daha
geçen sonbaharda taşınmadın mı mahallemizden
Bu gazoz
içişlerimin senle hiç ilgisi yok
Hiç de
hatırlamıyorum birlikte boğaz sefamızı
Sokaklarımdaki
itler bile unuttular seni inanır mısın?
İsmini de
unuttum unutacağım
Sonra
adıngillerden daima kaçmalı
Kaçmamalı kaç memeli
bilmem
Affedersin; bir
köpek dadanmış buralara sana benzemeyen
Kocan
tarafındandır belki; bir soruştursan…
Senin bir de
akıl almaz hünerlerin vardı değil mi?
Yoksa o,
Ayten’in miydi?
Yahu, şöyle
sıktı mı dişini iki büklüm aşk çıkardı ortaya
İnanırdık biz de
saf gibi
Kapılırdık
büyüsüne gerçek sanıp
Sonra sen nereye
biz oraya…
İnan, hiç
hatırlamıyorum
Hiç de kızıp
ağlamıyorum bu yüzden
İki çift pabuç
alıyorum, bir ömür yetiyor anlayacağın
Süslenmiyorum
sana süslendiğim gibi kimseye
Çok da rahat bu yüzden başım
Çok da rahat bu yüzden başım
Nerde akşam orda
sabah
Yahu senin şu
tokan vardı bir de
Aman; nerden
hatırlayacağım şimdi
Seni gördüğüme
pek sevindim
Sakallarımda
parmak izlerin diyordum!
Gel sana
bahsettiğim köpeği göstereyim
Sahi benziyor
kocana; “kocan neye benziyor bilmesem de”
Canım, benziyor
işte mahlûk mahlûkata
Bugün seni
gördüğüme hiç sevinmedim
Zaten adını da
anımsayamıyorum
Yahu sen Ayten
miydin?
Bir de parmak
izlerin hiç değişmemiş…
12 Mart 2016 Cumartesi
Mehtaba Bakamam Leyla Gelir Aklıma
Leyla Hanım
diye bir şair olduğunu öğrenince, hiç vakit kaybetmeden şiire meyletti
bizimkisi. “Burada ne diyor, burada ne” diye sora sora, bir çırpıda deviriyor
gündüzü geceyi. Arasıra İlhan Berk okutuyorsam da, hala seviyemiz Cahit Külebi.
Biraz Ah Muhsin Ünlü, Attila İlhan’ın birkaç şiiri. Ama en sevdiğimiz şair
Leyla Hanım. Başkasını sevmek kimin haddine…
Zannetmeyin
akşam haberlerinden sıkıldığını, gündüz gazete okumadığını. Söz konusu Ortadoğu
olunca kahramanımız bilirkişi. İnsan hakları konusunda da uzman. “Zenginsem
diyor, param varsa, vergimi veriyorsam kime ne? Gelir adaletsizliğinden,
eşitsizlikten bana ne?” Sosyalist değiliz onu anladık. Muhafazakarlık desen diz
boyu, dizden yukarıya uğramamış, onun farkındayız. Cumhuriyetçiyiz desem, “cumhuriyet
bir yönetim biçimidir.” Biz Leyla’cıyız galiba. Onu da hanım ablamız bilir.
Kültürden
sanattan konuşmak sıkıyor onu. “Aşk filmleri aşık olamayanlar içindir” diyor. “İnsan
kendini ekranda görmekten mutluluk duyar. Kendini, başkası oynarsa bundan nasıl
zevk alınır ki.” Belli ki egolarımız yüksek. Belli ki sınırlar da çizili.
Fenerbahçe Beşiktaş
maçında Fenerliydik mesela. Aslında Beşiktaşlı bizimkisi. “Fener iyidir” diyor
pat diye tutuyor Fenerbahçeyi. Birinci olduğumuz sürece Fenerliymiş. Güçlüden
yanayız, onu da anladık.
Saçlarını
uzatıyor ya uzadıkça güzelleşiyor. Siyah giymek en çok ona yakışıyor. Gözlerine
siyah rimel sürüyor, pantalonu siyah, bahtı da siyah, saçları da. Ağır makyaj
yapmayı sevmiyor. Hatta bazen hiç yapmıyor. Yaptıkça da yapmadıkça da
güzelleşiyor. Güzelliğe değer veriyor, onu da anladık.
Hepsine tamam,
her şeye evet de… Bazen pat diye gelip sarılmıyor mu, şuracıkta bitmiyor mu
ağzı. Her şey değişiyor, her şey başkalaşıyor. Bir kıta parçalanıyor, bir kıta
diziliyor. Gecenin siyahlığı onunla başka, gündüzün beyazlığı onunla.
Ben bazen
kabuğuma çekilir Bachelard okurum, Leyla bir bardak çay getirir, uyurum…
Pusulanın kuzey yamacında eksik desenli Tarkan şarkısı: Beni sev sev de anlama…
7 Mart 2016 Pazartesi
Camdan Balıklar, Lokum, Niğde Gazozu ve Doğum Günün
Papatya gibi bir şeydin gülüyordun
Saf tan yerlerinden gökyüzlerinden geliyorduk
Ellerin eski çağların kumdan kalelerini andırıyordu
Uçuruma karşı doğup sabaha değin büyüyorduk
Babil’de adın soruluyordu Fenike’de gülistanların
Uçurtma desenli heykellerde baharı anımsıyorduk
Bu öyle çarşı pazar gezmelerine benzemez tutup resmini
çekmeli diyordun
Eski çeşmeleri, balkonlu evleri, sarı sütunları
Hepsini yeniden çizmeli, hepsini yeniden resmetmeli diyordun
Yağmur da yağarsa şimdi şuracıkta, şuralarıma
Bundan güzel papatya mı olur deyip gülüyordun
Zaten papatya gibi bir şeydin sen hep gülüyordun
Sonra yakamozlar geliyordu aklına
Çan seslerinden ince nağmelerden
Maviye ahenk katmak için dönüp duran mevsimlerden
En çok da bizden konuşmayı mağrifet sayıyordun
Ara sıra ayaklarını uzatıp geliboluya,
Bir “ohh” da sen fırlatıyordun manzaraya
Çayın en temizini, lokumun en kızarmışını seviyordun
Belki bugünlere bir mısra çalarız deyip saate bakıyordun
Saat şımarık bir çocuk gibi doğum gününü gösteriyordu
Sen olur olmaz bir yaşa daha giriyordun
E harfinden bir satır, B harfinden bir mısra, İ harfinden
nağmeler düzüyordun
Papatya gibi bir şeydin galiba hep gülüyordun
Adamın biri ceketini çıkarıp kutlamalı diyordu
Kutlamalı kutlanmaya layık ne varsa
Kutlamalı ve yeni baştan umutlanmalı diyordu
Bu böyle çeyrek asırdır sürüyordu
Takvimin biri akşam haberlerinde doğduğun günü gösteriyordu…
Koro
Bir papatya akşamı gülüştüm gözlerinizle
Mavi camlar dile geldi mavi balıklar ve okyanus
Kal bu gece o zaman kal ki kalsın yanıbaşımızda bir mısra
Öyle de geçer elbet, böyle de eski zaman İstanbul’da
Yakılır yakılası ne varsa hatıralara dair
Kutlanır bir doğum günü ince ezgilerle
Kutlanır bir şarkı da çalar elbet aheste
Böylece gülüşür, sessizleşir, gideriz…
Gittiğimiz gün gibi, dün gibi döneriz…
Solo
Merdivenlerinden inerken kahverengi bir yuvanın
Kırık camlarına kaygan bir tarih atıyordun
Toprağa yosunları utandıran bir gülüş bırakıyordun
Sahi, papatya gibi bir şeydin sen, gülüyordun…
5 Mart 2016 Cumartesi
Züccaciyeciden Alınan Şiirlerin Muhtelif Kısımlarına Times New Roman 12 Puntoyla İtalik Akıtılan Mürekkebin Zaman Geçmesinden Kaynaklanan Kırmızımtırak Kararmasından Kurtarılan Satırların İzdüşümü Ektedir. Gereğinin Yapılmasını Arz Ederim. E-imza Henüz Tebellüğ Edilmediğinden Islak İmza Kullanılmıştır. Tarih ve Adres Aşağıdaki Mısralardadır. Saçlarınız Çok Güzel.
Saatler madam, bazen zamanı göstermiyor
Ne garip bir şiir akımıdır şimdi seni düşlemek
Büyüttüğüm kadınlar sürüyor tarlalarını
Bugün bana gülersen belki ben demlenirim
Yağmur yağarcasına kirpiklerin titrer
Daha küçüksün, saçlarını toplamamışsın
Ensen günlerden cuma’yı gösteriyor.
Theodor ne zaman seni üniversitede görse
Cumhuriyet’e şükranlarını sunuyor
Elleri ceplerinde yılışık sırıtıyor
Çenesinin altına bir tane çakasım var
Dekanım izin vermiyor.
Ne salak bir dramatik eğrisi var fen edebiyat fakültesinin
Ne malak bir söyleşidir şimdi seni söyleşlemek
Ne dalak ister gibi at gibi konuşmak
Ne yalak bir adamdır Theodor seni görünce
Ne kalak ne gidek de yazarsan yuh artık
Biz yolların dikeyliğinden direksiyon çeviremez olduk madam
Uzat bacaklarını yol yorgunudur damarların
Sen silahını gösterince kurşunları çıkarmak bana düşer
Ve Osmanco en güzel kedidir.
14 Şubat 2016 Pazar
Yalan Hayatlar Şarkısı
Adını
bilmediğim bir kadına yazıyorum bunları. Nasıl oluyor da böyle oluyor. Güneş
doğudan doğuyor, batıdan batıyor. Ağaçlar kışı yaşıyor. Yapraklar toprakta
gazel oluyor. İnsanlar işe gidiyor, işten geliyor. Hayat bir önceki gün gibi,
her önceki günler gibi hiç değişmeden devam ediyor. Nasıl oluyor da seni
görünce birden her şey değişiyor. Salkım söğüt çiçek açıyor, deniz desen
rengarenk…
Sen saçını
sarıya boyuyorsun, dudakların kendiliğinden kızarıyor. Önündeki işe bakıp
gülümsüyorsun. Yanımda bir erkek “ne güzel bir kız” diyor. Ben olanca
kuvvetimle patlatıyorum espriyi. Gülüşün yeni bir biçim kazanıyor. Tırnaklarının
kırmızı ojesi gözüme ilişiyor. Tırnaklarının kırmızı ojesini ilk kez görüyormuş
gibi yapıyorum. “Bunları nereden aldın, hangi çiçekçide satılır bu tırnaklar”
diyemiyorum. Pencereden kuşlar uçuşuyor. İkimiz dönüp kuşlara bakıyoruz. O an
ikimiz ilk kez aynı noktaya bakıyoruz. Ben gözlerin hangi kuşa takıldı diye
merak ediyorum. Dönüp gözlerine bakıyorum. Dönüp gözlerine bir daha bakıyorum.
Yanımda bir erkek “kuşlar yuva yapmışlar herhalde” diyor. “Yuvayı dişi kuş
yapar” diyorum. Dişlerine söyleyecek söz bulamıyorum.
İşimiz birden
bitiyor göğe bakıyorum. Bedenimi alıp yanından ayrılıyorum. Gözlerini cebime,
ellerini göğsüme koyuyorum. Öğleden sonrayı iple çekiyorum. Sana gözlerini ve
ellerini vermek için bu sefer yalnız geliyorum. Beni görünce gülümsüyorsun. İşe
yeni başlamışsın, daha iyi günlerin ve mutlusun. Belki kimi görsen gülümseyeceksin.
Belki birine kızacak, bu ilk kızgınlığın olacak, yine de gülümseyeceksin. Ama
adım gibi biliyorum, beni görünce gülümsüyorsun. Ellerini saçlarına bilerek
götürüyorsun. Dudaklarına o ince gülümseme açısını bilerek veriyorsun. Gözlerin
beni gördüğü için parlıyor. Bugün sevgililer günü ve biz sevgili değiliz. Evde
bekleyenim var ve ben senin yanındayım. Göğsünün heyecandan kalkıp inmesini
seyrediyorum. Ah bu uysallık, beni büsbütün kendine çekiyor.
Ne vakit bir
güvercin görsem ellerin geliyor aklıma, usulca yürüyorum.
9 Şubat 2016 Salı
Şiirdi Şarkıydı Eğiliyor Yanımızda, Yeni Bir Beste Gibi Akıyor Resim
Biz, şarkıları
şiirlere tercih ettiren o hatıraları geçtik. Kapısına yaklaşılınca kalbi hızlandıran,
insanı yüksek kaldırımda yürümeye sevk eden (hani olası bir dalgınlık halinde
arabaların korna sesleriyle inleme ihtimaline karşın –ki bu ses, yazarın en
sevmediği sestir- ) o evlerden geçtik. Sokağında uçurtma uçurtulan pencere kenarı
kedileri sevdik. Pencere kenarında sokak kızlarını lime lime kesen kedilerin
dumansız iç çekişlerine dumanlı iç çekişleriyle karşılık verdik. Yarımadanın
kuzey yamacına serpilen yağmur damlalarını dudağımızda değil yüreğimizde
hissettik. Sempati gazinosunun afili ışıklarına kısık gözlerle bakıp Neriman’ın
bir dönemine yakından tanıklık eden Kaymak Otel’in alt katında yeni açılan
bayan kuaförünü derin ah’lar ve de ince vah’larla süzdük. Her gülenin peşinden
gitmeyi düstur edinmiş sokak köpeğine kalın kesim bir sucuk, danalardan bir
kalça, analardan çeyrek litre süt ikram ettik. Sahilin limana yakın kesiminde
klarnet çalan çingeneleri dinledik ve üç yapraklı yoncaları elimize alıp “ne
bahtsızız” diye içerlendik. Daha önce hep yaptığımız gibi gökyüzüne bakıp
güneşin ne denli bulutsuz olduğunu, bu gidişle yarın da havanın mayıs ayı gibi
sıcak olacağını, yağmurun yağmayacağını, rüzgarın estiğini ve güneşin bizi
aldatmaması gerektiğini (üzerimize gene de yelekti hırkaydı ne varsa almamız
gerektiği ile ilgilidir) konuştuk. Meşhur gazozcunun önünden geçip bir adet
Niğde, bir adet Ordu gazozu aldık. Ordu gazozunun Niğde gazozundan daha ucuz
olması, Niğde gazozunun diğer marketlere nazaran (aldığımız yerde) daha ucuz
olması, gazozun susuzluğu giderip gidermeyeceği üzerine derin mütalaalara girdik.
Manavdan aldığımız elmaların organik olup olmadığını sorguladık, cevap aldık,
cevap verdik. Akşam yemeğinde ne yesek de gaz yapmasa gibisinden boş sözlerle
kapıya geldik. Eski şiirlere meydan okuyan, okudukça acıtan, acıttıkça iç
çektiren ve bir o kadar insanı kolkola sokan, ince ince saran o şarkıyı
anımsayıp anahtarı gediğine ko’duk. Bütün bunlar yazmaya değer mi diye değil,
kimseyi ilgilendirir mi diye düşündük, ilgilendirmez cevabını aldık, kapıyı
kapattık.
Sonra titrek
çocuk açtı camı attı elindeki çingeneyi
Düştü bir
gözünden bir yosun bir gözünden ısırgan
Dilinde nergis
vardı güler yüzlü bakımlıydı sustular
Gözleri yeşil ve
sağırdı tükenmez bir ağaçtı sustular
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)