Kemanını çıkardı. Okunu, yayını. Her şeyi bir şey etti. Önüne serdi baharı. Arkasına dönüp bir yer beğendi. Beyaz evleriyle bir şehri. Lokumları, menevşeleri, nergisleri. Her şeyi döndürdü bir şeye. Sabahı selamladı. Rüzgarı uçurdu. Ardına düşürdü camları. Kırık bir sesle akıp gitti gitarından. Arabesk bir Akdeniz akşamları. Her şeyi bir şey etti. Tarihe düşürmek lazım dedi bunları. Alıp günlüğüne yazdı. Alıp günlüğe yazarken de, camları ardına düşürürken de, her şeyi bir şey ederken de ramaklığını bir yana bırakmadı. Sonra uyandı, çiçeklerini suladı.
16 Eylül 2019 Pazartesi
13 Eylül 2019 Cuma
Senin Yürüdüğün Yollarda
Senin geçtiğin yollarda şimdi
papatyalar biter. Yıldızlar yeşerir avuçlarının içinden. Ayakların bütün
sahillerde muzaffer. Mavi seninle mavi, deniz seninle güzel.
Martıların dilinde dolanan nağmeler,
ince ritimli şarkılar hepsi seninle hayat bulmuş. Deniz sen yürürken celallenmiş,
bülbül sen gülerken vurulmuş gözlerinde kırmızı laleler beliren güle. Bir şiir
oldum olası sen kokmuş. Bir şehir oldum olası sen.
Senin yürüdüğün yollarda, yürüyen
bir tek sen değilsin. Deniz seninle yürüyor, çiçekler seninle büyüyor. Dünya
seninle dönüyor. Hayat bütün eksiklerini seninle tamamlıyor. Kimin bir kusuru
varsa seninle telafi ediyor. İstediğin notadan başlıyor şarkılar; ince lâ’dan
dolunaya yükselen rüzgâr senin için esiyor.
Biz şimdi bütün bir âlem pervane
gibi senin etrafında dönmekteyiz. Dur dediğin yerden başlamak suretiyle yeni
suretlere bürünmekteyiz. Gece geçtiğin yollarda çınar yaprakları biziz. Gündüz
yürürken terlemen bizim yüzümüzden. Sana daha ılık bir nakarat
söyleyemediğimizden mesela. Mesela daha içli besteleyemediğimizden “gözlerinin
rengine karanfil sürsem” şarkısını…
Şimdi kaç kişi olursan gel. İster yalnız
gel, ister kalabalık bir orduyla. Biz her zaman bıraktığın yerdeyiz. Biz;
çiçekler, martılar, deniz, derya, börtü böcek, dolunay, kumsal, incir, zeytin, tuz,
şeker… Hala bıraktığın yerdeyiz. Hala tam arkanda… Bir bakışın yeter dünyanın
bizim olmasına…
19 Temmuz 2019 Cuma
Yav HE HE
Melokostantronik bir hiç yıkım
sessizlik aşinası gözlerin buğusunda üç damla höpürtülü seslerle konan
göktaşının analojik perspektifi… Sağdan girer: “hey ya mola, where are your
poetic sclawbouler parpmatic?” Soldan çıkar: “Ebentriptic yıkılamorjist
nevalangelist kıprışımların ta gözüneko.”
Sazınıza merhem damlatsam geçer mi
kalp kırıklarınız hey soyka?
Gitarıma tel söktüm peşin söyle
benden ne garip bir abluka?
Hadi gel seninle şehri gezelim. Bu evleri
bu evleri bu evleri de atlamayıp tek tek seçelim. Aha burası da bizim bahçemiz
olsun. Ne de güzel eser akşamüstleri.
Kor yanar canar gibi boğumluk
saykolar titreşimli kalıntılar Helenistik. Alıp gitmelik sevip gitmelik hep
gitmelik.
Şarkınıza şiir okusam bari benim
kirpiklerim ıslansın hey soyka?
Oku da adam ol bari baban gibi eşek
olma.
12 Temmuz 2019 Cuma
Yakışımsız Bir Deli Kuçuk
GİDİYORUM BU DENEMELERİ:
Gidiyorum bu
Zamansız ahların cesetlerini bir çırpıda silebilir. Tam eşikten geçecekken yakalar hayat. Size su içmek gibi gelecek ama her hayat ölüme meyleder. Her türden akrep bulunur. Boğumlu boğumsuz. Kloroplas, anti tartar.
Gidiyorum bu
Şimdi zamanı gözlerine durdurabilir. Amerikan dazlaklarının neonazistik fonksiyonel kurmacaları kurcalamaları gibi tekerlekimsi bir popkek tadı bırakabilir. Yaşamak, ölmenin bir önceki evresidir.
YEMEK TARİFLERİ:
Hoşçakal türlüsü:
Bir tutam acı, bir tutam kereviz. Elde avuçta ne varsa nergis. Yalı çapkını, fısıltı otu, kurbağalar.
Tünele girmeden önce dinlenecek şarkılar ve bestekarları:
Tutalım böğürtleni türlü kırbaçlarla: türkücünün teki.
Görsem ışığını: şarkıcının biri
Mecidiye’den atla gel (at, atlamak değil): bilinmiyor. Yani anonim.
Gereksiz bilgiler sütunu:
Dünyanın düz olduğunu savunanlar var. Delilleri sağlam. Bakılacak. Bakıldı. Sıkıntı yok. Ayfon “sıkıntı yok” ifadesini “döküntü YÖK” diye çeviriyor. Hakaretimsi bir başkaldırı. Akılsız telefonun icadı: bakılacak. Bakılmadı.
Selahattin abinin günlüğü:
“Sevgili günlük, bugün de yazacak bir şeyim yok.”
Elleri dolunay kokan şiir:
Gittim gidilesi yollardan
Timsahlar tanıdılar beni
Zamansız tüten ağaçlar
Kafiyemden vurdular beni.
(Osmanlı Türkçesi’ne göre tam kafiye+redif)
Şimdi ben bir cigara içsem
Aklıma 700 lira borcum gelir
Öldürmez süründürmez ama
Dumanı ciğerime ağır gelir
(Osmanlı Türkçesi’ne göre de Türkiye Türkçesine göre de kafiye yok.)
Madem ki dünyanın gözünden düştüm, bütün duyumsamalarım bana iğrenç gelir. Haysiyetine oynanan kumarlarda, piyonla şaha kaç diyesim, şaraba bandırılan saçları ricoys marka şampuanla yıkayıp çıkasım gelir. Nihat borcunu belki siler.
(Kafiyeye dair bir açıklama yapmamak için satır başı yapmadım.)
Uzun parlement içenlerin bakkal repliği:
“Uzun parlementim kalmamış, kısa versem.”
“Klasıma dokunmaz”
Türkçeye göre dokunur denmelidir. Olumlu fiil olumsuz anlama götürür. Neyse ki Türkçe bilen yok.
1741 tarihli bir yazmadan alıntı
“Gel iki pes atak. Çakiim saaa.”
Bugünden alıntı
“Karanlıkta martılar, şehrin ışıklarının yansımasıyla daha bir güzel oluyorlar. Halbuki çok da şey yapmam.”
Yakışımsız marina:
Sana öğretilen bütün martavalları geç, hayatına yön veren türedi yalanlardan kurtul, 18 yaşından sağa dön, solda çileğe bandırılmış çocukluğunu göreceksin. Onu biraz sev. İnsan zamanı geri alamıyor. Dümdüz ilerle 50-60 yıl kadar yürü. Yol ikiye ayrılacak. Sen ne sağdan gideceksin ne soldan. Tam ortada aradığın yer. Apartmanın ismi: yakışımsız marina. Yatıya kalabilirsin.
Perdenin kapanışı sonrasında alkış seslerini susturan şiir:
Sonra titrek çocuk açtı camı aldı sokaktaki çingeneyi
Doldu bir yanağı tebessüm öbür yanağında gamzeler
Elinde nergis vardı güler yüzlü bakımlıydı güldüler
Gözleri pınar ve volkandı tükenmez bir dolunaydı güldüler
1 Mayıs 2019 Çarşamba
Bana Açık Alanlar Sun Hocam! Metaforlarım imgeleme dönüşsün
Tez antitez sentez
“En iyi tez bitmiş tez”
“Altı ayda yazar herkes”
Benimki niye bitmiyor?
Epistemolojik yanılgılarım ruhum tarihsel boşluk
Ontolojim bozuk fütürist mistik
Bozdum galiba pardon kafa gidik.
Ah bu kelimeler bir arada bir anlam teşkil etmiyor
Her cümlem yanlışlanıyor bütünlük hiç arz etmiyor
Bibliyografyatik dipnotlar endnotlar son notlar
Pesimist mefhum freudyen medyum hiçbiri beni anlamıyor
Bu kavrama şimdi yapısalcı mı yaklaşsam marksist mi ya da yapıbozumsal
Postyapısal ya da dostyapısal
bütün bunlar çok büyük sorunsal
Ama birinci bölümüm benim 10 sayfa
İkinci 80 üçüncü 40 dördüncüyü hiç sorma
Girişim zordur yatırım menkul taksitlerim pek fazla
Sen bana tek açıdan bak “öteki”ni hiç sorma
Bu teori denen şey de ne menem şey
Kurumsal ve de kuramsal
Masalsal ne de yasalsal
Mikalenjelosal bir dünya
Tez antitez sentez
Bu kadarına da gari pes
Bedenim “tez” der ruhum “pes”
Tottenham şampiyonluğa koşuyor.
16 Nisan 2019 Salı
Evvelden de Böyleydik Senlen!
Beni sürecekseniz sürün
Çünkü küsmedim insanlara
Ülkemi, derdimi, tasamı yanıma alıp aşkın öldüğü bir çağda aşk şiirleri yazıyorum. Kimse kimseye kalleşlik etmiyor, kimse kimsenin ardından kinlenmiyor. Temiz, tertemiz bir sevdaya karışıyor ruhumuz. Elinde kağıt kalem şiir yazıyor herkes:
“Ben sevdamı gökte bulmuşum
Ölsem uçarım, düşecek yerim yok” diyor biri,
“Bana şiir getir gittiğin yerlerden” diye karşılık veriyor diğeri.
Beni sürecekseniz sürün. Madem böyle bir dünyaya doğmuşum, süreceğiniz hiçbir yer memleketimden uzak değil. İster dağ başı, ister taş duvar. Ben şairlerle dost olmuşum. Bu, ölümsüzlüğü tatmış olmam anlamına gelir.
Vuracağınız hiçbir darbe sarsmaz beni. Bedenimden sıyrılmışım ben, dört nala bir at çiftesi ruhu etkiler mi?
Gözlerin geliyor sonra birden
Şafak kırmızı açıyor gökte.
Kafiyem oluyorsun ne güzel. Redifim, teşbihim, aksim, helalim. Adınla başlıyorum şiire:
Sen, adına aşk dediğim kadın,
Şiir getir gittiğin yerlerden.
13 Nisan 2019 Cumartesi
Tarifeli Aşklar Tarifsiz Sevdalar
Tut ki elim üşüdü, sana martılardan çiçekler dermiş gelmişim. Sabaha kaç kişi kaldık şuracıkta. Tut ki günlerden çarşamba, bahara meylediyor martılar da.
İçimde garip bir Haziran. Seni ilk kez görmenin akşamında, hüzünler güpegündüz dağılıyor. Mis kokusu bırakıyor damağımda.
Hadi bir şiir seç penceremden. Tüm güzelliklerin ortasında, sana şarkı yazmanın hazzıyla, girdabında büyüsün gazellerim.
Ben sokağın başını bulamayan adamım. Tut elimden çıkar beni saçlarına.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)