Yürüdüm. Evleri geçtim. Ağaçları,
sandalları, sardunyaları… seni andıran ve beni morartan bütün imajları teptim.
Yürüdükçe uzadı boyum. Yürüdükçe renk aldı gözlerim. Anlamım da değişti. Mânâm
derinleşti. Sessiz ırmakları geçince sesli bir yalnızlık gördüm. Selam verdim. Durmadım,
yürüdüm. Bulutlar, güneş ve ay da bitince boşluğa geldim. Hiçbir şeyler
alanına. Bir ara seni görür gibi oldum. Önemsemedim. Yürüdüm.
26 Nisan 2020 Pazar
10 Ocak 2020 Cuma
Clarence Seedorf’un Futbolculuğuyla Yakından Uzaktan İlgisi Olmayan Yazı
Vurgu gol oldu. Sami abi hep bunu yapıyorsun. Yakışmıyor bu
tür şeyler yani. Yakışanı yap Selim, işine odaklan. İşimdeyim abi sen rahat ol.
Sende mi? Bende. Ya da Ahmette. Birimizden biri bu işe verilecek. Mülakat
yarın. Boşver mülakatı bir iş var Selim. Dalmalıyız. Kavgaya mı? İşe. Nedir
abi. Çarşamba pazarında pazarın en iş yapan tezgahını verecekler bize. Kim?
Sahibi. Bedava mı? Bedavaya kim kime ne verir oğlum, parayla. Kaç lira? Orası
biraz karışık. O zaman ne diye konuşuyoruz abi, para mı var? Buluruz. Nereden?
Ne bileyim lan. Buluruz işte…
Selim’in gözlerindeki boş vermişliği bir çırpıda sezen Ahmet
cebinden 250 tl çıkardı: Selim abi, al.
Ne lan bu?
Para abi, tezgah için.
Gel lan buraya diyerek Ahmet’in kafasından tuttuğu gibi
güreşçilerin adını bilmediğim bir hareketiyle yere çaldı Ahmet’i. İkisi de
gülüyordu. Dostlukları da böyle başladı.
Sen kıyak adamsın Ahmet.
Sen de abi.
Eve geç kalacağız, yengen bekler.
Sen git abi, ben buradayım.
Eve gitsene oğlum.
Giderim be abi. Bekleyenim yok senin gibi. Rahat adamım ben.
Sen bilirsin, bir şey olursa ara.
Ne gibi?
Ne bileyim, karışan eden olur.
Boşver abi, kimse karışmaz bana.
Doğruydu. Kimse karışmazdı Ahmet’e. Ahmetlere karışılmazdı. Hatta
uzak dururlardı onlardan. Konuşulmaz ve dokunulmazdı. Tehlikeli sanırlardı. Ama
değildiler. Değillerdi. Hiç olmamışlardı…
16 Kasım 2019 Cumartesi
Kadife
Ah bu rastıkların hiçbir anlamı yok
Lale sümbül gibi sürülmüş ele
Sevdiğim
Sürme değil keder çekmiş gözüne.
Ah ben sevmek bir daha karı
Ah ben düşüp kalkmak çamurlara
Sevdiğim
Siyah gömleğimi omo matikle yıkamakta.
Adını yağmura söylesem
Şimşeklerim sel olur gider
Seni toprağa diksem
Sulamak bana düşer.
Madem sensiz olmuyor
Senle ben
En derinden
İnceden…
1 Kasım 2019 Cuma
Belki de Anonim Diye Bir Şair Vardır ve Bütün O Anonim Şiirleri O Yazmıştır
Lâ-edrî diye
bir şair olduğunu zannedenlere…
Ve cehaletin
hayalperest bilgeliğine…
Bir gün bir Osmanlı padişahı “ayrılık”
temalı bir şiir yarışması düzenlemiş. Memleketin bütün şairleri yarışmaya
katılmış. Biri hariç… Dönemin en meşhur şairi “Anonim” yarışmaya katılmamış.
Padişah, “kambersiz düğün olmaz” hesabı “arayın gelsin, Anonim’siz yarışma
tertib edilebilemez” demiş. Çıkmışlar aramışlar. Bugünkü gibi değil… O zamanlar
telefon yok. Sokak sokak, kapı kapı aramışlar, bulmuşlar. Halbuki “anonim”
evdeymiş. Padişah “arayın bulun” dediği için, ‘aramak emri’ni yerine getirmek
için gereksiz dolaşmışlar. Neyse… Çıkarmışlar padişahın huzuruna şair Anonim’i…
Padişah buyurmuş:
“Niçin
yarışmaya katılmadın ey Anonim?”
“Katılmam
gerektiğini bilmiyordum Padişahım.”
“Sensiz
olmaz… ‘Ayrılık’ temalı bir şiir yazıp sen de yarışmaya katılacaksın.”
Şair
Anonim bir müddet düşünmüş ve demiş ki:
“Padişahım,
ben bu yarışmaya katılır, bu şiiri yazarım. Fakat bana bir villa, on iki
hizmetçi ve beş yıl lazım.”
Padişah
biraz düşünmüş ve “olur” demiş.
Anonim
adlı şaire hemen bir villa, on iki hizmetçi ve beş yıl tahsis edilmiş. Anonim
villasında hizmetçilerle zevk ü sefa içinde beş yıl yaşamış. Padişah, şair
ayağına gelir, şiiri huzurda okur diye düşündüyse de Anonim rahatını bozup
gitmemiş. Padişah ‘sanatçı kaprisidir, idare etmek lazım’ diyerek kendi gitmiş Anonim’in villasına.
“Ey Anonim” demiş, “şiirim nerede?”
Anonim
bir miktar Padişaha dönüp bakmış ve demiş ki:
“Padişahım
yazarım yazmasına da bana beş yıl daha lazım.”
Padişah
“beş yıl bekledik, bi beş yıl daha bekleriz, hem saltanatımın on yılını
garantiye almış olurum” diye düşünüp “tamam” demiş, “sana beş yıl daha”…
İkinci
beş yıl daha geçmiş ve padişah aynı sebeplerden ötürü kendi çıkıp gitmiş “Anonim”in
villasına. Bir de ne görsün? Bizim Anonim, uzatmış bacaklarını şezlonga, bir
elinde taze sıkılmış portakal suyu, diğerinde türlü meyvelerden rengarenk
yiyecekler, hizmetçiler başında, zevk ü sefa ediyor. Padişah “tez vurun
kellesini” diyecekmiş ki merakı galebe çalmış ve sormadan edememiş:
“Noldu
bizim şiir? Yazdın mı Anonim?”
Anonim,
uzandığı yerden tek kaşını kaldırıp padişaha bakmış, portakal suyundan bir
yudum almış ve demiş ki:
“Yav,
neydi şu senin istediğin şiirin teması?”
Padişah
köpürmüş, sinirden kıpkırmızı olmuş. Tam “ula deyyus, daha şiirin temasını
hatırlamazsın, ne diye on yıldır bu villadasın” diyecekmiş ki merakı gene
galebe çalmış ve sinirini gizleyerek söylemiş temayı:
“Ayrılık.”
Anonim
adlı şair, bir kez daha tek kaşını kaldırmış ve demiş ki:
“Bana
bir kalem bir de kağıt getirin.”
Hizmetçiler
hemen koşup bir kağıt ve bir kalem getirmişler ve Anonim’in eline vermişler.
Anonim,
kağıdı kalemi almış ve tek dokunuşla iki mısra yazmış:
Ölüm Allah’ın
emri de
Şu ayrılık
olmasaydı…
Padişah
şiiri okuyunca hayran olmuş. “Yahu” demiş, “bu nasıl bir şiir, bu nasıl bir
söz. Dile benden ne dilersen. İste sana Hint ülkesinden miskler getireyim. İste
ceylan derisinden potinler diktireyim. Söyle ne istersin, ne mükâfat istersen
vereyim” demiş.
Şair,
portakal suyundan son yudumunu almış, uzandığı yerden kalkmış, röpteşambırını
çıkarıp hırkasını giymiş, pabucunu ayağına takmış, villadan çıkmak niyetiyle
kapıya doğru yönelecekken demiş ki:
“Ben
mükâfatımı on yıl önce aldım Padişahım. Bundan sonra size uğurlar olsun.”
-Bitti-
16 Eylül 2019 Pazartesi
Matmazel Sardunyanın Çığlığı
Kemanını çıkardı. Okunu, yayını. Her şeyi bir şey etti. Önüne serdi baharı. Arkasına dönüp bir yer beğendi. Beyaz evleriyle bir şehri. Lokumları, menevşeleri, nergisleri. Her şeyi döndürdü bir şeye. Sabahı selamladı. Rüzgarı uçurdu. Ardına düşürdü camları. Kırık bir sesle akıp gitti gitarından. Arabesk bir Akdeniz akşamları. Her şeyi bir şey etti. Tarihe düşürmek lazım dedi bunları. Alıp günlüğüne yazdı. Alıp günlüğe yazarken de, camları ardına düşürürken de, her şeyi bir şey ederken de ramaklığını bir yana bırakmadı. Sonra uyandı, çiçeklerini suladı.
13 Eylül 2019 Cuma
Senin Yürüdüğün Yollarda
Senin geçtiğin yollarda şimdi
papatyalar biter. Yıldızlar yeşerir avuçlarının içinden. Ayakların bütün
sahillerde muzaffer. Mavi seninle mavi, deniz seninle güzel.
Martıların dilinde dolanan nağmeler,
ince ritimli şarkılar hepsi seninle hayat bulmuş. Deniz sen yürürken celallenmiş,
bülbül sen gülerken vurulmuş gözlerinde kırmızı laleler beliren güle. Bir şiir
oldum olası sen kokmuş. Bir şehir oldum olası sen.
Senin yürüdüğün yollarda, yürüyen
bir tek sen değilsin. Deniz seninle yürüyor, çiçekler seninle büyüyor. Dünya
seninle dönüyor. Hayat bütün eksiklerini seninle tamamlıyor. Kimin bir kusuru
varsa seninle telafi ediyor. İstediğin notadan başlıyor şarkılar; ince lâ’dan
dolunaya yükselen rüzgâr senin için esiyor.
Biz şimdi bütün bir âlem pervane
gibi senin etrafında dönmekteyiz. Dur dediğin yerden başlamak suretiyle yeni
suretlere bürünmekteyiz. Gece geçtiğin yollarda çınar yaprakları biziz. Gündüz
yürürken terlemen bizim yüzümüzden. Sana daha ılık bir nakarat
söyleyemediğimizden mesela. Mesela daha içli besteleyemediğimizden “gözlerinin
rengine karanfil sürsem” şarkısını…
Şimdi kaç kişi olursan gel. İster yalnız
gel, ister kalabalık bir orduyla. Biz her zaman bıraktığın yerdeyiz. Biz;
çiçekler, martılar, deniz, derya, börtü böcek, dolunay, kumsal, incir, zeytin, tuz,
şeker… Hala bıraktığın yerdeyiz. Hala tam arkanda… Bir bakışın yeter dünyanın
bizim olmasına…
19 Temmuz 2019 Cuma
Yav HE HE
Melokostantronik bir hiç yıkım
sessizlik aşinası gözlerin buğusunda üç damla höpürtülü seslerle konan
göktaşının analojik perspektifi… Sağdan girer: “hey ya mola, where are your
poetic sclawbouler parpmatic?” Soldan çıkar: “Ebentriptic yıkılamorjist
nevalangelist kıprışımların ta gözüneko.”
Sazınıza merhem damlatsam geçer mi
kalp kırıklarınız hey soyka?
Gitarıma tel söktüm peşin söyle
benden ne garip bir abluka?
Hadi gel seninle şehri gezelim. Bu evleri
bu evleri bu evleri de atlamayıp tek tek seçelim. Aha burası da bizim bahçemiz
olsun. Ne de güzel eser akşamüstleri.
Kor yanar canar gibi boğumluk
saykolar titreşimli kalıntılar Helenistik. Alıp gitmelik sevip gitmelik hep
gitmelik.
Şarkınıza şiir okusam bari benim
kirpiklerim ıslansın hey soyka?
Oku da adam ol bari baban gibi eşek
olma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)